Sign in

Fayn

@feed.fayn.press.ap.brid.gy
9 followers 0 following 762 posts

🌎 We're an Istanbul-based independent digital media company. 🌉 bridged from ⁂ www.fayn.press, follow @ap.brid.gy to interact

PostsRepliesMedia
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 45m
MHP Genel Başkanı fon krizinin gölgesinde, Meclis’in açılışında yeni bir formülle gündemde. Erdoğan’ı baştacı eden, Cumhur İttifakı’na sahip çıkan ancak AK Parti’yi uyaran bu formülden Bahçeli ne murad ediyor? Fayn Ankara muhabiri derledi.
fayn.press
MHP, AKP’yi değil Erdoğan’ı istiyor
Fon skandalı sayesinde Başkent yaz rehavetini üzerinden bir çırpıda attı. Seçimlere doğru geri sayım yılına hızlı başlangıç yapıldı. Şu günlerde Ankara’da rahvan yürüyen siyasetçi yok. Hepsi koşuşturup duruyor. Ofislerde buluşmalar, görüşmeler arttı, trafik yoğunlaştı. Meclis’in açılışıyla, yeni yasama döneminde yapılacak her açıklama, verilecek her karar ve alınacak her pozisyon seçime dönük bir hamle olarak yorumlanacaktı. Fon skandalı bunu öne çekti. Ankara’nın kuru havasında yağmur bulutundan nem kapma dönemi başladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yeni yasama döneminin ilk grup toplantısında verdiği formül ile “Bismillah” denildi. ## Bahçeli’nin formülü Bahçeli ne demek istedi, sorusunu sorduran onun şu formülü oldu: > _“Yürütmede Erdoğan, Yasamada MHP; Türkiye’de Cumhur İttifakı, dünyada Türk Asrı.”_ Formüle gelene kadar, MHP lideri daha önce de söylediği bazı sözleri tekrarladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez görevine devam etmesi gerektiğinin altını çizdi. “Yağmur Stratejisi” adını verdiği stratejinin başarılı olması için bunun bir gereklilik olduğunu anlattı: > “ _….üçüncü dönem ülkemizde, bölgemizde ve dünyada birçok önemli gelişmeye gebedir ve öncelikli olarak bu zorlu süreci yönetecek dirayet ve tecrübeye ihtiyaç vardır._ > _O tecrübe ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Cumhur İttifakı kurumsallığında Sayın Erdoğan’dadır.”_ ## Bahçeli, Erdoğan’ı garantilemek istiyor Bahçeli, Türkiye’nin istikametinin değişmemesi ve hedeflerinden vazgeçmemesi için Erdoğan’a ‘bir dönem daha’ ihtiyaç olduğu görüşünde. Bu yüzden ve muhtemelen de fon skandalının ortaya çıkardığı tablo nedeniyle Erdoğan’ın adaylığının son ana bırakılmadan netleştirilmesi gerektiğini düşünüyor: > _“Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde uygun zamanda ve azami mutabakatla seçimlerin yenilenmesi kararı alınmalıdır.”_ Burada dikkat edilmesi gereken şu; Bahçeli seçimlerin erkene alınmasından bahsetmiyor. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 5h
İran savaşıyla yükselen akaryakıt fiyatları, Trump'ı Putin'le anlaşmaya götürdü. Oysa ABD, dört yılı aşkın süredir Rus petrolüne yaptırım uyguluyor. Washington şimdi Rus dizeline kapıyı aralıyor. Peki bu anlaşma Amerikalıların mazot faturasını düşürecek mi, yoksa Putin'e mi yarayacak?
fayn.press
Trump'ın mazot hesabı Putin'e yarar mı?
ABD Başkanı Donald Trump, 9 Ekim'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le yaptığı telefon görüşmesinin ardından yeni bir enerji anlaşması duyurdu. Anlaşmaya göre Rusya, ilk etapta 300 bin tonun üzerinde dizeli piyasaya sunacak. Kasım ayında 500 bin ton, sonraki aşamalarda ise milyonlarca tonluk ek sevkiyat yapılması planlanıyor. Trump'ın önceliği, Amerikalı çiftçilerin, hayvancılıkla uğraşanların ve kamyoncuların daha ucuza yakıt almasını sağlamak. Anlaşmayı duyururken Putin'e de teşekkür etti. Üstelik Trump'ın Putin'le gündeminde yalnızca dizel yok. Trump, 11 Ekim'de bu kez Rusya ile Ukrayna arasında enerji tesislerine yönelik saldırıların durdurulmasını öngören bir ateşkes ilan etti. İki tarafın da anlaşmayı kabul ettiğini belirtti. Ancak Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski'nin bu anlaşmadan pek haberi yok gibi. Ukrayna lideri, Rusya da enerji tesislerine yönelik saldırılarını durdurursa ateşkese uyacaklarını söylüyor. Moskova'dan ise anlaşmayı doğrulayan bir açıklama gelmiyor. Dahası, Trump ateşkes ilan etse de Rusya'nın Ukrayna'daki enerji tesislerine yönelik saldırıları sürüyor. Yani ortada henüz uygulanmaya başlamış bir ateşkesten çok, Trump'ın gerçekleştiğini söylediği bir anlaşma var. Peki Trump neden bir yandan Rus dizelinin önünü açmaya, diğer yandan Ukrayna ile Rusya'nın birbirlerinin enerji tesislerini vurmasını engellemeye çalışıyor? Yanıt, ABD'deki akaryakıt istasyonlarına kadar uzanıyor. ## Petrol var, mazot yok Öncelikle petrol ile dizel arasındaki farkı anlamak gerekiyor. Ham petrol, rafinerilerde işlenerek benzin, dizel ve başka ürünlere dönüştürülüyor. Dolayısıyla bir ülkenin bol miktarda petrol üretmesi, ihtiyaç duyduğu her yakıt türünü istediği miktarda ve fiyatta sağlayabildiği anlamına gelmiyor. ABD bunun iyi bir örneği. Dünyanın en büyük petrol üreticilerinden ve dizel ihracatçılarından biri olmasına rağmen ülkedeki dizel stokları, İran savaşının başlamasından bu yana ciddi biçimde azaldı. Rafineriler üretimi artırsa da stoklar normal seviyelerine dönemiyor. Üstelik dizel, kamyon taşımacılığından tarıma, sanayiden inşaata kadar ekonominin pek çok alanında kullanılıyor. Bir kamyonun deposunu doldurmak pahalandığında bu maliyet, taşıdığı ürünlerin fiyatına da yansıyabiliyor. Çiftçinin kullandığı traktörden market rafına uzanan bir zincir söz konusu. 2026 yılının eylül ayında ABD'de dizelin ortalama galon fiyatı 6,52 dolara çıkarak rekor kırdı. Ekim başında fiyat 6,20 dolara gerilese de bir yıl öncesinin yaklaşık iki katı seviyesinde seyrediyor. Trump'ın çözmeye çalıştığı sorun bu. Ama sorunun kaynağında kendi yönetiminin dış politikası da bulunuyor. Hürmüz Boğazı yine düğüm düğümHaziran ayında imzalanan ABD-İran mutabakatı beklendiği gibi kısa ömürlü oldu. Ateşkesi çökerten Hürmüz Boğazı’nın kimin kontrolünde olacağı kavgası. Şimdi iki taraf da zamanın kendi lehine çalıştığına inanıyor, bu da yeni ve daha büyük bir savaş riskini büyütüyor.FaynAyse Karabat ## İran'daki savaşın faturası ABD ve İsrail'in şubat ayında İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş, dünya enerji ticaretinin en önemli güzergâhlarından birini etkiliyor. İran, savaş öncesi koşullarda küresel petrol ve doğal gaz ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'ndaki trafiği büyük ölçüde engelliyor. Bu yalnızca Körfez ülkelerinin petrol satmakta zorlanması anlamına gelmiyor. Rafinerilerin ihtiyaç duyduğu ham petrolün ve işlenmiş yakıtların dünyanın farklı bölgelerine taşınması da aksıyor. Alternatif güzergâhlar da sorunsuz değil. Suudi Arabistan'ın petrol taşıma hatlarına yönelik saldırılar ve Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz çevresindeki faaliyetleri, enerji taşımacılığı üzerindeki baskıyı artırıyor. Sizi de ilgilendiren Babülmendep hakkında bilmeniz gereken her şeyİran destekli Husilerin Yemen’deki ilerleyişi Suudi Arabistan’ı sıkıştırıyor. Petrol ve ticaret yolları üzerindeki risk büyüyor. İran neden Babülmendep kartını şimdi devreye soktu? Türkiye bu krizden nasıl etkilenecek?FaynAyse Karabat Öte yandan Ukrayna ve Rusya birbirlerinin rafinerilerini, limanlarını ve enerji tesislerini hedef almaya devam ediyor. Böylece iki ayrı savaş, aynı enerji piyasasında birbirini besleyen bir tedarik krizine dönüşüyor. G7 ülkeleri, ekim başında stratejik rezervlerinden toplam 100 milyon varil petrol ve dizeli piyasaya sürme kararı aldı. Bu kararın arkasında da Washington'ın baskısı bulunuyor. Trump yönetimi, Avrupa Birliği'ni harekete geçirmek için Amerikan dizel ihracatını yasaklamakla tehdit etti. Burada başka bir çelişki ortaya çıkıyor. ABD, kendi ülkesindeki fiyatları düşürmek için ihracatını kısmayı tartışırken şimdi Rusya'nın ihracatını artırmaya çalışıyor. ## Kasım seçimleri yaklaşırken Trump'ın mazot meselesine bu kadar önem vermesinin ekonomik olduğu kadar siyasi bir nedeni de var. ABD'de 3 Kasım'da ara seçimler yapılacak. Cumhuriyetçiler Kongre'deki çoğunluklarını korumaya çalışıyor. ABD merkezli bağımsız araştırma kuruluşu Pew Research Center'ın araştırmasına göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 84'ü ekonomiyi seçimlerin en önemli meselelerinden biri olarak görüyor. Yüksek dizel fiyatları ise özellikle tarım, hayvancılık ve kamyon taşımacılığında çalışanları etkiliyor. Bu kesimler, Trump hareketinin önemli destekçi grupları arasında yer alıyor. Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu Iowa ve Kansas gibi eyaletlerde bile ekonomik memnuniyetsizliğin seçimlere etkisi tartışılıyor. İran savaşı da Amerikan kamuoyunda popüler değil. Dolayısıyla Trump'ın önünde oldukça somut bir problem var. Kendi yönetiminin yürüttüğü savaşın büyüttüğü enerji krizini, seçmen sandığa gitmeden hafifletmek istiyor. Bunun için de Ukrayna'daki savaşı nedeniyle yaptırım uyguladığı Putin'le anlaşmaya yöneliyor. ## Dört yıllık yaptırımlar ne olacak? Burada önemli bir ayrım var. ABD, Rusya'ya yönelik bütün enerji yaptırımlarını kaldırmıyor. Rusya'nın Şubat 2022'de Ukrayna'yı işgal etmesinin ardından dönemin ABD Başkanı Joe Biden, Rus petrolü ve petrol ürünlerinin ithalatını yasakladı. Amaç, Rusya'nın enerji ihracatından elde ettiği gelirleri azaltarak Ukrayna'daki savaşını finanse etmesini zorlaştırmaktı. Rusya'ya yönelik yaptırımlar Trump'ın göreve gelmesinden sonra da devam etti. Eylül 2026'da Kongre'den geçen ve Trump'ın imzaladığı yeni yasa, yaptırımları daha da genişletti. Yeni düzenleme, Rus petrolü ve doğalgazını satın alan ülkelerin yanı sıra Rusya'nın enerji ticaretini kolaylaştıran yetkilileri, bankaları ve yaptırımlardan kaçınmak için kullanılan gölge filo tankerlerini de hedef alıyor. Ancak 9 Ekim'deki anlaşmanın ardından ABD Hazine Bakanlığı, Rus dizelinin küresel piyasaya sunulabilmesi için geçici bir izin açıkladı. Yani yaptırım rejimi tam anlamıyla sona ermiyor. Belirli bir enerji ürününün ticaretine istisna tanınıyor. Bu ayrım önemli. Çünkü yaptırımlar yalnızca bir ülkeye mal satmayı yasaklamakla işlemiyor. Bankaların ödeme yapması, sigorta şirketlerinin gemileri sigortalaması ve taşımacılık şirketlerinin yükü kabul etmesi de bu kurallardan etkilenebiliyor. Geçici izin, Rus dizelinin ticaretindeki bazı hukuki engelleri kaldırmayı amaçlıyor. Fakat ticaretin önündeki engellerin kalkması, alıcıların mutlaka ortaya çıkacağı anlamına gelmiyor. Özellikle Avrupa ülkelerinin dört yıldır Rus enerjisine bağımlılıklarını azaltmaya çalıştıktan sonra yeniden Rus dizeli satın almaya ne kadar istekli olacağı belirsiz. Bir başka soru da şu: Rusya gerçekten vaat edilen miktarda yakıt sağlayabilecek mi? ## Rusya'nın kendisinde de mazot sıkıntısı var Ukrayna'nın Rus rafinerilerine yönelik saldırıları, Rusya'nın yakıt üretimini ve taşımacılığını aksatıyor. Rusya, iç piyasadaki yakıt sıkıntısını önlemek için Temmuz 2026'da dizel ihracatını ekim sonuna kadar yasakladı. Al Jazeera_'_ nin haberine göre Rusya'nın dizel ve ilgili petrol ürünleri ihracatı, 2026'nın ilk çeyreğinde günlük 850 bin varilken ikinci çeyrekte 690 bine, üçüncü çeyrekte ise 190 bin varile geriledi. Üstelik Rusya, üçüncü çeyrekte kendi ihtiyacını karşılamak için yakıt ithal etmek zorunda kaldı. Yani Trump'ın milyonlarca ton dizel beklediği ülke, birkaç ay önce kendi piyasasında yakıt bulmakta zorlanıyordu. Uluslararası Enerji Ajansı'nın eski petrol piyasaları yöneticilerinden Neil Atkinson da Rusya'nın vaat edilen miktarları kısa sürede sağlayabileceğinden şüpheli. Bununla birlikte Moskova'nın elinde bir seçenek bulunuyor. Rusya, farklı iklim koşullarına uygun dizel türleri üretiyor. Kış yaklaşırken yazlık dizel stoklarının bir bölümünü ihraç ederek daha soğuk havalarda kullanılacak yakıtlara yer açabilir. Ama bu ihtimal, Trump'ın açıkladığı sevkiyatların tamamının gerçekleşeceği anlamına gelmiyor. ## Anlaşma fiyatları düşürür mü? Dünyada her gün yaklaşık 30 milyon varil dizel tüketiliyor. Trump'ın açıkladığı bütün sevkiyatlar gerçekleşse bile toplam miktar, küresel tüketimin yaklaşık bir gününe karşılık geliyor. ABD'nin günlük dizel tüketimi ise yaklaşık 3,7 milyon varil. Dolayısıyla anlaşma, yakıt arzında bir miktar rahatlama sağlayabilir ama küresel krizi tek başına çözmesi beklenmiyor. Üstelik piyasaya sürülen yakıtın gerçekten ek üretimden mi geleceği, yoksa başka müşterilere gidecek sevkiyatların yönünün mü değişeceği de önemli. Rusya'nın zaten satacağı dizeli farklı bir alıcıya göndermesi, dünyadaki toplam yakıt miktarını artırmıyor. Bu yüzden uzmanlar anlaşmanın fiyatlara etkisi konusunda temkinli. ## Putin'in kazancı ne? Anlaşmanın Ukrayna savaşı açısından da sonuçları olabilir. Rusya'nın enerji ihracatı, devlet gelirlerinin önemli kaynaklarından biri. Batılı ülkelerin yaptırımları da bu nedenle özellikle enerji sektörünü hedef alıyor. Rus dizeline yeniden ticaret alanı açılması, Moskova'nın gelir elde etmesini kolaylaştırabilir. Ancak bunun ne kadar ek gelir yaratacağı, sevkiyatların miktarına, satış fiyatlarına ve gerçekten yeni alıcılara ulaşıp ulaşmayacağına bağlı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ise karara sert tepki gösterdi. Anlaşmanın Rusya'nın elini güçlendireceğini ve savaşın uzamasına yardımcı olabileceğini savundu. Üstelik Trump'ın açıklaması, ABD temsilcilerinin Ukraynalı ve Avrupalı yetkililerle Miami'de barış görüşmeleri yaptığı sırada geldi. Bir tarafta Washington, Rusya'nın savaşı bitirmesi için baskı kurmaya çalışıyor. Diğer tarafta aynı Rusya'nın enerji ihracatına yeni bir istisna tanıyor. Putin için anlaşmanın diplomatik bir anlamı da var. Rusya, yaptırımların hedefi olmasına rağmen ABD'nin enerji krizinde başvurduğu ülkelerden biri haline geliyor. Ancak bunu şimdiden Moskova'nın büyük bir ekonomik zaferi olarak görmek için de erken. Ortada açıklanmış bir anlaşma var; vaat edilen yakıtın ne kadarının teslim edileceği ve hangi fiyatlardan satılacağı henüz belli değil. Trump açısından da aynı belirsizlik geçerli. Kasım seçimleri yaklaşırken Amerikalılara daha ucuz mazot vaat ediyor. Fakat fiyatların yükselmesinin arkasındaki İran savaşı sürüyor, küresel enerji yollarındaki sorunlar çözülmüş değil ve Rusya'nın kendisi de yakıt sıkıntısı yaşıyor. Sonuçta Washington, Rusya'nın savaşını finanse etmesini zorlaştırmak için dört yıldır enerji ticaretini kısıtlıyor. Şimdi kendi yürüttüğü savaşın ekonomik faturasını hafifletmek için o ticarete yeniden alan açıyor. Trump'ın mazot hesabının tutup tutmayacağı belirsiz. Putin ise en azından şunu görmüş oldu: ABD'nin yaptırımları, Amerikan akaryakıt istasyonlarındaki fiyatlardan tamamen bağımsız değil. 🦉 Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. Şimdi abone ol!
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 10/10/2026
İngiliz futbol devi Manchester City’nin geçmiş kupaları da ligdeki geleceği de tehlikede. Kulübün 2009-2018 arasında gelirlerini şişirip maliyetlerini düşük gösterdiğine hükmedildi. Premier League, 900 milyon sterlini aşan dosyada Manchester City’yi 115 suçlamanın 114’ünde suçlu buldu.
fayn.press
Manchester City: Parayla saadet olur mu, kupaları geri alınır mı?
Futbol dünyası, büyük skandallara yabancı değil. 1980’lerde İtalya’yı sarsan, futbolcuların şike ve yasa dışı bahis çetesine karıştığı Totonero skandalı... 1993’te Avrupa’nın en büyük kupasını kazanan ancak rakip oyunculara rüşvet verdiği ortaya çıkınca küme düşürülen Fransız kulübü Marsilya… 2006’da hakem atamalarına müdahale ettiği gerekçesiyle İtalya’nın en büyük kulüplerinden Juventus’u bir alt lige yollayan Calciopoli dosyası… 2015’te turnuva ev sahiplikleri ve yayın hakları için dönen para trafiği nedeniyle dünya futbolunun yönetim organı FIFA’nın yöneticilerine kadar uzanan dev rüşvet operasyonu… Şimdi de İngiliz futbolunun önünde bunların arasına girecek başka bir dosya var. Üstelik bu kez tartışılan kulüp, futbol tarihinin gördüğü en başarılı takımlardan biri. Hikâyenin merkezinde İngiliz futbol devi Manchester City var. Ama önce bir gole dönmek gerekiyor. ## “Agüeroooo!” Tarih 13 Mayıs 2012. Dünyanın en prestijli liglerinden Premier League’in son haftası oynanıyor. Manchester City, Londra ekibi Queens Park Rangers karşısında uzatma dakikalarına 2-1 geride giriyor. Aynı dakikalarda City’nin Manchester’daki ezeli rakibi Manchester United kendi maçını kazanmak üzere. City berabere kalsa dahi, United şampiyon olacak. 92. dakikada Manchester City’nin Bosnalı golcüsü Edin Džeko skoru 2-2 yapıyor. Saniyeler sonra Arjantinli forvet Sergio Agüero, İtalyan takım arkadaşı Mario Balotelli’den aldığı pasla ceza sahasına giriyor ve City’nin üçüncü golünü ağlara gönderiyor. İngiliz spiker Martin Tyler’ın sesi yükseliyor: _“Agüeroooo... Yemin ederim bir daha asla böyle bir şey görmeyeceksiniz.”_ ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 10/10/2026
Tek hücreli bir alg, insan beynine dair bir gizemi aydınlatabilir mi? Evreni görmek için Antarktika’nın derinliklerine baksak olur mu? Moleküllerin de mi sağı solu vardır? 2026 Nobel ödüllerinin fizik, kimya ve tıp alanındaki kazananlarını, yaptıkları çalışmaları ve ortak noktalarını inceledik.
fayn.press
2026 Nobel Ödülleri bize ne anlatıyor?
Işığa doğru yüzen tek hücreli bir canlının davranışından insan beyninin sırlarına, Antarktika'nın kilometrelerce altındaki buzlardan milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki kara deliklere, birbirinin ayna görüntüsü olan moleküllerden yaşamın kökenine... 2026 Nobel Ödülleri'nin fizik, kimya ve tıp alanlarındaki kazananları ilk bakışta birbirinden çok farklı konular üzerinde çalışıyor. Ancak hepsinin ortak bir özelliği var: Bilim insanları, doğanın uzun zamandır bildiğimiz özelliklerinden yararlanarak daha önce yanıtlayamadığımız sorulara yeni cevaplar buluyor. Üstelik bu yıl ödüllendirilen çalışmaların hiçbiri kısa sürede ortaya çıkmadı. Bazıları onlarca yıl önce sorulan basit sorularla başladı. Bazılarıysa ilk ortaya atıldığında neredeyse imkânsız görünen fikirlerdi. Peki bu bilim insanları tam olarak neyi keşfetti ve keşifleri neden bu kadar önemli? ## Tıp: Bir algden insan beynine uzanan yolculuk Beynimizde yaklaşık 86 milyar sinir hücresi, yani nöron var. Bu hücreler birbirleriyle iletişim kurarak düşünmemizi, hareket etmemizi, hatırlamamızı sağlıyor ve duygularımızı oluşturuyor. Ancak bilim insanları uzun yıllar boyunca çok temel bir sorunla karşı karşıyaydı: Beyindeki belirli bir hücre grubunun tam olarak ne işe yaradığını nasıl anlayabiliriz? Örneğin korku hissettiğimizde beynimizin bazı bölgeleri harekete geçiyor. Peki bu bölgelerdeki hücreler mi korkuya neden oluyor, yoksa korktuğumuz için mi bu hücreler çalışıyor? Bu soruyu yanıtlamanın yollarından biri, söz konusu hücreleri istediğimiz zaman çalıştırıp durdurabilmek, yani belirli beyin devrelerini "kapatıp açabilmek". İşte 2026 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'nü kazanan Karl Deisseroth, Peter Hegemann ve Georg Nagel, bunu mümkün kılan teknolojinin geliştirilmesine öncülük etti. Teknolojinin adı optogenetik. En basit ifadeyle optogenetik, belirli hücrelerin ışık kullanılarak kontrol edilmesi, kapatıp açılabilmesi anlamına geliyor. Ancak bunun için önce hücrelerin genetik yöntemlerle ışığa duyarlı hale getirilmesi gerekiyor. Bu fikrin kökeni, tek hücreli yeşil bir alga dayanıyor. _Chlamydomonas reinhardtii_ adlı alg, fotosentez yapabilmek için uygun ışık koşullarını bulmak zorunda. Bu nedenle ışığı algılayabiliyor ve ona doğru yüzebiliyor. Peter Hegemann, algin bunu nasıl başardığını araştırırken ışığa tepki veren proteinleri keşfetti. Ardından Georg Nagel ve meslektaşları, bu proteinlerden bazılarının ışıkla küçük kanallar açtığını gösterdi. Örneğin kanalrodopsin adı verilen proteinlerden birine mavi ışık düştüğünde hücre zarında bir kanal açılıyordu. Elektrik yüklü parçacıklar bu kanaldan geçebiliyor ve hücrenin elektriksel faaliyetini değiştirebiliyordu. Peki bu proteinleri insan beynindeki sinir hücrelerine yerleştirsek ne olurdu? Stanford Üniversitesi'nden Karl Deisseroth ve çalışma arkadaşları bu sorunun peşine düştü. 2005'te alglerden elde edilen bir protein genini memeli sinir hücrelerine aktararak bu hücreleri ışıkla harekete geçirmeyi başardılar. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 09/10/2026
Fayn Haftalık bu hafta Paris sokaklarında öğrencilerle beraber olaylara karışıyor. 
fayn.press
Gen Z est là!
Merhaba _Fayn Haftalık_ bu hafta Paris sokaklarında öğrencilerle beraber olaylara karışıyor. Muhabirimiz Selin Öztunçman’a bağlanacağız. Mekke Paktı’nın faturası, AK Parti’de fon rüzgarları, “İblisin adı Cemil olabilir mi?” sorusu, barınakların gizli kahramanları da gündemimizdeki diğer konular arasında. İsterseniz hızlıca başlayalım, Paris’te bekleyenimiz var. ## Havada yine devrim kokusu var Paris, uluslararası Z kuşağı isyanına sahne oluyor Fransa’da öğrenci eylemlerine katılan lise sayısı 1000’i geçti. Okullar kapandı. Çocuklar sokakta “sosyalizm isteriz” diye bağırıyor. Milli Eğitim Bakanı’nın koltuğu altından gitti gidecek. _Fayn_ tam teşekküllü muhabiri Selin Öztunçman’ı eylemlerin göbeğine attı ve Paris sokaklarından bildiriyor. ## Mekke Paktı’nın maliyeti Toplumun kolektif hafızasında, gidenin dönmediğinin “acep nedendir?” diye sorgulandığı ağıtla yer etmiş bir coğrafya Yemen. Peki Türkiye ve Pakistan’ın Suudi Arabistan’a askeri kuvvet gönderme kararı almasının anlamı ne? Alınan kararlarla ilgili neleri biliyoruz, neleri bilmiyoruz? Ayşe Karabat'tan okuyun. ## AK Parti’de fatura kimlere kesilecek? AK Parti’nin krizlerle mücadele stratejisi genellikle “dış mihraklar”, “operasyon”, “vesayet odakları” gibi ifadelerle tanımlanan bazı harici düşmanları işaret ederek olayı savuşturmak şeklinde yürüyor. En azından bugüne kadar öyle yürüdü. Ancak uğruna sürekli güncellenen bir ansiklopedi yazdığımız “fon skandalı” bu bahanelerle kapatılamayacak kadar büyük. Dokunduğu AK Partili miktarı da öyle. Ankara kulislerinde “gözden çıkarılacaklar” listeleri dolanıyor. Ankara muhabiri o listeleri ve konuşulanları derledi. ## İzmir dağlarının yakın tarihi ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 09/10/2026
Fransa’da liselilerin başlattığı protestolar büyüyerek sürüyor. Paris’te Bastille Meydanı’nda binlerce gencin isyanına tanıklık ettim. Gençler ne istiyor, hükümet ne yapıyor ve Fransa’yı saran bu isyan bize ne anlatıyor?
fayn.press
Paris’te isyan kokan bir gün
8 Ekim Perşembe... Günlerdir devam eden, önce Paris'te sonra birçok Fransız şehrinde ortalığı birbirine katan liselilerin protesto gösterilerinin tam ortasındayım. Kendimi "isyan kokan bir gün" derken yakalıyorum. İtiraf ediyorum, içim kıpır kıpır çünkü çevremde gördüğüm adeta bir festival havası… Hemen her ırktan, her dinden, her görüşten çeşit çeşit liseli genç, Paris'in sokaklarında gruplar halinde yürüyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın “Bu İslam’ın ve göçmenlerin bir zamanlar çok güzel bir ülkeyi ele geçirme hareketi” yorumu, liselilerin isyanının faturasını göçmenlere kesme niyetinin karşılığını bu sokaklarda görmüyorum. Kalabalığa bakınca saat 15’te Bastille Meydanı’nda buluşmak üzere yayınlanan çağrıya binlerce öğrencinin cevap verdiğini anlıyorum. Buluşmak için sözleştikleri meydan manidar; meydanın sembolik bir önemi var. Paris halkı tarafından basılması, Fransız Devrimi'nin başlangıcı sayılan Bastille Hapisanesi'nin zamanında bulunduğu yer burası. Meydana doğru yürürken ilk durağım, ekonomik olarak görece iyi sayılabilecek öğrencilerin gittiği 4. Henry Lisesi. Okulun önünde küçük bir grupla karşılaşıyorum. Grup, oylama yaparak megafonu kimin alacağına karar veriyor ve ardından çağrılar yapmaya başlıyor. Megafonu elinde tutan kız öğrenci “Tout le monde déteste la police” yani “Hepimiz polisten nefret ediyoruz” sloganını başlatıyor. Birkaç gün önce, polisin protestolara müdahalesinde bir gencin elini, bir gencin de gözünü kaybetmesinin acısı ve öfkesi belli ki taptaze. Kısa süre sonra daha büyük bir grup katılıyor onlara. Bağırışlarla ve sloganlarla Bastille’e doğru ilerliyorlar. Dört koldan bir akın oluyor meydana. Yerde bulduğu karton alışveriş poşetinden son dakika pankart çıkarmaya çalışan en fazla 16 yaşında olan bir öğrenci _“Elimizden bu geldi ama ne yapalım!”_ diyor. Binlerce öğrenciden bahsediyoruz. ## "Uluslararası Z kuşağı ayaklanması" Bir grup öğrenci, 1830’da liberal monarşinin kurulmasına vesile olan Temmuz Devrimi’nden adını alan Temmuz sütununa tırmanıp, “Révolte internationale Gen Z” yani “Uluslararası Z Kuşağı Ayaklanması” yazan bir pankart açıyor. Destek çığlıkları yükseliyor. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 08/10/2026
Türkiye ve Pakistan’ın Suudi Arabistan’a askeri kuvvet gönderme kararı almasının anlamı ne? Mekke Paktı’nın içeriği ve maliyeti belli olmayan bu ilk olası operasyonu bölgede neleri değiştirebilir? Kararlarla ilgili neleri bilmiyoruz?
fayn.press
Mekke Paktı işbaşında: Giden bu sefer dönecek mi?
Toplumun kolektif hafızasında, gidenin dönmediğinin “acep nedendir?” diye sorgulandığı ağıtla yer etmiş bir coğrafya Yemen. Ama 20 Temmuz 2026’dan beri Yemen açıklarından geçmeye çalışan gemiler, bir şekilde Türk vurgusu yaparak İran destekli Husi güçlerinin olası saldırılarından korunmaya çalışıyorlar. Küresel deniz ticaretiyle ilgili raporlar hazırlayan Lloyd’s List Intelligence’ın analistlerinden Ece Göksedef’in anlattığına göre, bugünlerde Kızıldeniz ve Babülmendep dolaylarından geçen gemilerin kaptanları, nereye gittiklerini, ne taşıdıklarını ve gemiye ait diğer bilgileri uydu yayınıyla üçüncü taraflarla paylaştıkları sistem olan AIS’ye bilgi yüklerken tayfalarının arasında Türk olduğunu söylüyor ya da Türk gemisi, Türk armatör gibi notlar düşüyor. “ _Bu bilgileri üçüncü kişilerin gemiye çıkmadıkça teyit etmesi mümkün değil ancak Husilerin Türk ismini gördüğünde gemilere saldırmadığı ve böylece güvenli geçişlerin sağlandığı bir gerçek. En azından bugüne kadar böyleydi,_ ” diye anlatıyor Göksedef. Gemilerin Türk vurgusu yaparak saldırıdan kaçınmaya çalışması anlaşılır bir durum. Zira buradan geçemezlerse alternatifleri, yolu epey uzatıp, koskoca Afrika kıtasını dolaşmak. Bu pahalı bir seçenek. Gözyaşı kapısı anlamına gelen Babülmendep Boğazı’ndan geçmek zaten artan sigorta maliyetleri nedeniyle pahalı bir iş. Her durumda, gemilerin taşıdıkları ürünlerin fiyatları da artıyor tabii. Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin önemli bir bölümünün geçtiği Babülmendep’in de Hürmüz Boğazı’ndan sonra tehlikeli sulara dönüşmesi, yalnızca petrolünün bir kısmını buradan satmaya çalışan Suudi Arabistan’ı değil, tüm bölgeyi ve küresel ekonomiyi etkiliyor. Sizi de ilgilendiren Babülmendep hakkında bilmeniz gereken her şeyİran destekli Husilerin Yemen’deki ilerleyişi Suudi Arabistan’ı sıkıştırıyor. Petrol ve ticaret yolları üzerindeki risk büyüyor. İran neden Babülmendep kartını şimdi devreye soktu? Türkiye bu krizden nasıl etkilenecek?FaynAyse Karabat Fakat şimdi bu fırtınalı sulara, dengeleri değiştirmeye aday yeni bir unsurun ekleneceği anlaşılıyor: Mekke Paktı çerçevesinde Pakistan ve Türkiye’den transfer edilecek askeri güç. Zira, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, 5 Ekim Pazartesi günü Riyad'da düzenledikleri acil toplantıda, askeri güç ve kabiliyetlerini Suudi Arabistan'a hızlı bir şekilde konuşlandırılma kararı aldı. Bu karar, bölgenin kaderini etkileyecek nitelikte. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 07/10/2026
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay AK Parti’ye geçti. Böylece kurulduğundan beri kentte hiç birinci parti olamayan AKP, İzmir’de yerel yönetimi transferle devralmış oldu. Peki İzmir ne zamandır CHP’nin kalesi olarak biliniyor, geçmişte kimler güçlüydü? İzmir’in siyasi tarihine baktık.
fayn.press
İzmir'in dağlarında bugüne kadar hangi çiçekler açtı?
7 Ekim 2026, İzmir’in siyasi tarihine yazılacak. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, AK Parti’ye geçti. CHP’nin ilk kez Türkiye genelinde birinci parti olduğu 31 Mart 2024 seçimlerinde, daha önce Karşıyaka Belediye Başkanı olan Tugay da İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na seçilmişti. Tugay, 21 Mayıs 2026’daki “mutlak butlan” kararı sonrası, daha YENİ Parti’nin kuruluşunu beklemeden 18 Haziran’da CHP’den istifa etmişti. Cemil Tugay, o günden beri bağımsızdı ama aylardır kulislerde AK Parti’ye transfer olacağı haberleri konuşuluyordu. Sonunda Tugay AKP’ye, AKP de 2002’den beri hiçbir seçimde birinci parti olamadığı İzmir’de büyükşehir belediye başkanlığı koltuğuna kavuştu. İzmir, uzun yıllardır CHP’nin kalesi olarak görülen bir kent. Böyle bir değişim, İzmir’in siyasi tarihi açısından önemli. Sonraki seçimlere nasıl yansıyacağı konusu da tartışılıyor. Bu soruya yanıt ararken, İzmir’in geçmişteki oy verme davranışlarına, aldığı tavra yani kentin siyasi tarihinin seyrine bakmak gerekiyor. ## 1946: CHP kazandı ama… Türkiye’de çok partili hayata geçildikten sonra ilk genel seçim 21 Temmuz 1946’da yapıldı. Bu seçim, Türk siyasi tarihinin de en tartışmalı seçimi oldu. Çünkü açık oy, gizli tasnif usulü vardı. Yani oylar herkesin içinde veriliyor, gizli olarak sayılıyordu. Üstelik liste usulü çoğunluk sistemi vardı, sandıktan o ilde birinci çıkan parti, ildeki tüm milletvekilliklerini de kazanıyordu. Yüksek Seçim Kurulu’nun sitesinde bu seçimlere ait oy oranları yok. Ama oluşan Meclis tablosuna göre Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 397, Demokrat Parti (DP) 61 milletvekilliği kazandı. Demokrat Parti, sonuçlarını şaibeli olarak nitelediği 1946 seçimleri sonrası ilk protesto mitinglerinden birini İzmir'de yaptı. Seçimin şaibeli olduğunu savunan DP, sonuçları kabul etmiyordu. Tepki olarak ilk mitinglerinden birini de İzmir’de yaptı. 26 Temmuz 1946 tarihli Cumhuriyet gazetesinin manşetinde bu miting vardı. Mitinge 30 bin kişinin katıldığı yazıyordu. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 07/10/2026
Kimi konut kriziyle sandığa gidiyor, kimi savaşı büyüterek sandıktan kaçıyor. Madrid'den Tel Aviv'e hükümetler sallanırken kaderleri Washington'a bağlı. Kriz derinleştikçe sandıktan değişim mi çıkacak, yoksa sert otoriter rejimler mi? 2026 sonbaharının kritik seçimlerini derledik.
fayn.press
Sandıktan kaçanlar, sandığa koşanlar: İspanya’dan Brezilya’ya seçim kuyruğu
2026 sonbaharında dünyanın dört bir yanında seçimler var. Avrupa'dan Latin Amerika'ya, Balkanlar'dan Orta Doğu'ya pek çok ülkede seçmenler sandık kuyruğunda. İspanya’da konut krizi hükümeti erken seçime sürükledi. Brezilya'da darbe yapmaya girişmekten, demokrasiyi şiddet yoluyla ortadan kaldırmaya çalışmaktan 27 yıl hapis cezası alan, görevdeyken de otokratlığıyla bilinen eski başkan Jair Bolsonaro'nun oğlu Flávio Bolsonaro, ilk turda mevcut lider Lula'yı geride bırakarak yarışı ikinci tura taşıdı. Sırbistan'da aylarca sokakları terk etmeyen öğrenciler artık doğrudan seçime giriyor. İsrail ise üç yıldır Başbakan Netanyahu’nun liderliğinde sürdürdüğü Gazze’ye yönelik soykırımın ve ABD’yi yanına alarak başlattığı İran savaşının ardından yapılacak ilk genel seçime hazırlanıyor. Bütün bunların ortasında Donald Trump'ın ABD'si 3 Kasım'da ara seçime gidecek. Amerikalı seçmenler yalnızca Kongre'nin geleceğini değil, Trump'ın siyasi gücünü de oylayacak. Ülkelerin gündemi birbirinden farklı. Kimi yerde mesele ev bulabilmek, kimi yerde güvenlik, kimi yerde savaş, kimi yerde de yıllardır iktidarda olan bir düzenin sürüp sürmeyeceği. Aynı hikâyenin parçaları değiller belki ama aynı soruyu farklı ülkelerde yeniden soruyorlar: Ekonomik sıkıntı, güvenlik krizleri ve kutuplaşma sandığa girdiğinde seçmen iktidarı cezalandırıyor mu, yoksa daha sert bir siyasete mi yöneliyor? ## Madrid’de sandık neden erkene çekildi? İspanya’da seçime giden yolun başında bu kez doğrudan konut krizi var. Madrid ve Barcelona gibi büyük şehirlerde kiralar ve konut fiyatları son yıllarda hızla ciddi oranda yükselmiş durumda. Bu krizin sembollerinden biri 1956'dan beri oturduğu evden 23 Eylül'de mahkeme kararıyla çıkarılan, başkent Madrid'de yaşayan 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’dı. Daireyi satın alan şirket 500 euroluk eski kirayı en az 1.650 euroya çıkarmak istiyordu. Üstelik Abascal'ın emekli maaşı sadece 1.350 euro. Abascal’ın sedyeyle evden çıkarılması konut krizinin en görünür ve tartışılır hali oldu. Olayın ardından Madrid'de konut politikalarını protesto eden gösteriler düzenlendi ve hükümet üzerindeki baskı arttı. Başbakan Pedro Sánchez'in Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) hükümeti kira artışlarını sınırlamak için yeni düzenlemeler hazırladı. Ancak parlamentoya getirdiği iki düzenleme de sağ muhalefetin ve Katalan milliyetçisi partinin oylarıyla reddedildi. Sánchez de 29 Kasım'da erken genel seçime gidileceğini açıkladı. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 07/10/2026
Daha fazla haber üretme baskısı, medya ekonomisinin yarattığı stres… Gazeteciler güvenmese dahi çoğu zaman yapay zekaya başvuruyor. Üç yıl boyunca Türkiye’nin çeşitli haber odalarına girdik, 100’den fazla gazeteciden görüş aldık ve şu sorunun peşine düştük: Yapay zeka gazeteciliği nereye götürüyor?
fayn.press
Üretken güvencesizlik: Yapay zeka çağında gazeteci emeği
Hızla artan otomasyon karşısında gazetecilerin, güven duymadıkları hâlde yapay zekaya giderek daha bağımlı hale gelmelerinin arkasında ne yatıyor? Mert, Türkiye’deki yerel bir haber odasında, 4-5 kişilik ekibiyle birlikte çalışan genç bir gazeteci. Hak odaklı, yerel gazetecilik yapmak için kendi mecralarını kurarak çıktıkları yolda, günlük iş akışları en az 40 orijinal haber üretme mücadelesiyle geçiyor. Bu sayı, yerel bir mecranın Basın İlan Kurumu’nun ilanlarından yararlanabilmesi için karşılaması gereken kriterlerden yalnızca bir tanesi. Üç yıl boyunca Türkiye’deki çeşitli haber odalarında yürüttüğümüz etnografik araştırmada 30 gazeteciyle derinlemesine görüştük, 72 gazeteciyle anket yaptık ve farklı ölçeklerdeki haber odalarında yapay zeka kullanım pratiklerini ve algılarını, katılımcı gözlem yoluyla inceledik. Bu üç yıllık etnografik saha araştırması, yapay zekanın etkisini yalnızca teknolojik kapasitesi üzerinden anlamanın yetersiz kaldığını gösteriyor. Mesele, aynı zamanda gazetecilerin çalışma zamanını, üretim hızını ve ne kadar içerik üretmeleri gerektiğini belirleyen daha geniş bir emek rejimiyle ilgili. ## Günde 40 haber Mert’in güne başlarken ilk görevi yaşanan gelişmeleri derinlemesine takip ve analiz etmek değil, günlük kotaları yakalayabilmek için hızla üretime geçmek. Üstelik bir taraftan da yaşadıkları siber saldırıyı ve bunun sonucu olarak gelişen Google ambargosunu bertaraf etmek zorunda. Kırk haber. Küçük ölçekli yerel bir mecranın günlük en az 40 farklı haberi araştırmak, teyit etmek, yazmak, başlıklandırmak ve yayıma sunmakla geçirmesi bekleniyor. Haber üretiminin hız ve nicelik baskısıyla hakikat arayışının önüne geçtiği neoliberal ve otoriter bir medya düzeninde, Mert’in hareket alanı giderek daralıyor. Yapay zeka da bu daralan alanda, yoğun iş yükünü yönetmek için başvurduğu araçlardan biri haline geliyor. Fakat bunu gizlemiyor. Kendi yazım dillerine uygun şekilde eğitilen bir yapay zeka modeliyle otomatik SEO haberleri üretmeyi deniyor. Bu şekilde hazırlanan haberlerin altına da açıkça bir not düşüyor: “Bu haber yapay zeka ile üretilmiştir.” Bu kez karşısına çıkan engel, yapay zeka kullanması değil, bunu açıkça belirtmesi oluyor. Mert’in haberine eklediği şeffaflık beyanı, mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle içerik kabul edilmiyor ve ürettiği haber günlük kotasına dahil edilmiyor. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 06/10/2026
Ev yok, para yok, gelecek planı zaten hiç yok… Ama hayat devam ediyor. Z kuşağının ilk sitcom’u Adults, yetişkinliğe geçişi ekonomik kriz, barınma sorunu ve internet kültürü üzerinden anlatıyor. Fayn, büyümeyi reddeden gençleri değil, büyümenin neden bu kadar zorlaştığını anlatan diziyi izledi.
fayn.press
Z kuşağının Friends’i Adults: Yetişkinlik artık lüks
Televizyon tarihi, farklı kuşakların ruh halini ekrana yansıtan kült yapımlarla dolu. Bunlardan en akılda kalanlardan ve sonraki kuşaklarca da izlenenlerden ikisi doksanların başında yayınlanan ve "şehirde bekârsan arkadaşların ailendir" fikriyle yola çıkan _Friends_ ve _Seinfeld_. Her iki dizi de eğitimli ama yaşam tecrübesi henüz tam oturmamış şehirlilerin küçük dertlerini anlatıyordu. 2000’li yılların başında _How I Met Your Mother_ ile _New Girl_ bayrağı devraldı. İyimser, umutlu, neşeli, sorunları birlikte çözen arkadaşlar anlatısını sürdürdüler. 2010'lara gelindiğinde kafede ya da barda bir araya gelip sadece "takılan arkadaş grupları" formatı, _Girls_ ve _Broad City_ ile utanç komedisine, feminizme ve daha prestijli bir anlatıma kaydı. Z kuşağı, önceki nesillerin mirası olan bu dizileri yıllarca bıkmadan tüketti. Ancak konfor dizisi de denilen, izleyicinin tam anlamıyla özdeşim kurabildiği, kendi duygularını ekranda filitresiz gördüğü ve dış dünyanın yorgunluğundan kaçıp tekrar tekrar izlediği bir dizi Z kuşağına nasip olmamıştı. FX yapımı _Adults_ o boşluğu doldurmaya talip. _Adults_ bir süredir ne yapacağını bilmeyen, eski formüllerin çalışmadığı, yeni formüllerin de üretilmediği sitcom dünyasının sorunlarına da çare olarak ön plana çıktı. Ekranda _Friends_ 'in parlak ve umutlu New York'u yok. _Adults_ , Queens'te eski bir evde sıkışıp kalmış, geçim derdiyle boğuşan gençlerin yaşamlarını aktarmaya çalışıyor. ## Mecburi bir sığınak Yapımcılığını komedyen Nick Kroll'un üstlendiği _Adults_ , New York'ta yaşayan yirmili yaşlardaki beş arkadaşın etrafında dönüyor. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 06/10/2026
Alman istihbaratının eski bir numarası artık vatana ihanet şüphelisi. Eski BND Başkanı August Hanning'in, içerideki köstebeği aracılığıyla dışarıya iki bin gizli belge çıkardığı iddia ediliyor. Hanning, en az bir durumda yabancı bir istihbarat servisine belge vermekle suçlanıyor.
fayn.press
Almanya'da istihbarat depremi: Eski İstihbarat Başkanı casusluk şüphesiyle gözaltında
Almanya son dönemde kriz üzerine kriz yaşıyor. Ekonomik sorunlardan siyasi dengelerdeki değişime, toplumsal gerilimlerden güvenlik tartışmalarına kadar ülke ciddi bir dönüşümden geçiyor. 6 Ekim Salı günü ise bu tabloya bir kriz daha eklendi. Almanya’nın dış istihbarat servisi BND’nin 1998-2005 yılları arasındaki başkanı August Hanning, casusluk, devlet sırlarını elde etme ve vatana ihanet teşebbüsü şüphesiyle gözaltına alındı. 80 yaşındaki Hanning’in yanı sıra, eski özel kalem müdürü Manfred D. de gözaltında. Soruşturmanın merkezinde yaklaşık 2 bin gizli belgenin yıllar boyunca BND’den çıkarılması var. Alman Federal Başsavcılığı, Hanning’in bu bilgilerin karşılığında eski özel kalem müdürüne ödeme yaptığından ve en az bir durumda belgeleri kullanarak yabancı bir istihbarat servisi için güvenlik analizi hazırladığından şüpheleniyor. İki isim hakkındaki suçlamalar henüz kesinleşmiş değil. Peki Almanya’nın eski istihbarat şefi neden gözaltına alındı? Yaklaşık iki bin belge nasıl dışarı çıktı ve bu bilgiler kimlere ulaştı? ## August Hanning kimdir? August Hanning, 1998-2005 yılları arasında Almanya’nın dış istihbarat servisi Bundesnachrichtendienst’in, yani BND’nin başkanlığını yaptı. BND, Almanya’nın ülke dışındaki siyasi, ekonomik ve askeri gelişmeler hakkında istihbarat toplayan kurumu. Hanning de başkanlığı sırasında Almanya’nın güvenlik bürokrasisindeki en üst düzey isimlerden biriydi. BND başkanlığından sonra İçişleri Bakanlığı’nda devlet sekreterliği yapan Hanning, emekli olduktan sonra güvenlik danışmanlığı ve özel sektör faaliyetleriyle gündeme geldi. Şimdi ise kariyerinin en üst noktalarından yıllar sonra, yönettiği kurumun gizli bilgilerine erişmek ve bunları yabancı bir istihbarat servisiyle paylaşmakla suçlanıyor. ## Yaklaşık iki bin belge nasıl çıktı? Soruşturmanın diğer önemli ismi Manfred D. 64 yaşındaki Manfred D., Hanning’in BND başkanlığı döneminde özel kalem müdürüydü. Hanning 2005’te kurumdan ayrıldıktan sonra da BND içinde çalışmaya devam etti ve Mart 2012’den Mart 2026’ya kadar kurumun sonraki başkanları için de özel kalem müdürlüğü yaptı. Federal Başsavcılığın iddiasına göre Hanning ile Manfred D. 2010 yılında bir anlaşma yaptı. Manfred D., BND içindeki gizli bilgileri para karşılığında Hanning’e aktarmaya başladı. Bu aktarımın en az 2022’ye kadar sürdüğü ve yıllar içinde yaklaşık iki bin belgenin Hanning’e ulaştığı düşünülüyor. Belgeler arasında BND içinde kullanılan gizli raporlar ve Almanya Başbakanlığındaki güvenlik birimlerinin düzenli toplantılarında kullanılan istihbarat brifingleri de bulunuyor. Belgelerin bir kısmının İran’ın nükleer programı, Rus ordusu ve Almanya’nın yabancı istihbarat ortaklarından gelen bilgilerle ilgili olduğu bildiriliyor. Özellikle sonuncusu BND açısından kritik. Çünkü yabancı istihbarat servislerinden alınan bilgilerin sızması, yalnızca Almanya’nın kendi sırlarının değil, başka ülkelerin Almanya’ya verdiği bilgilerin de açığa çıkması anlamına gelebilir. Bu da istihbarat servisleri arasındaki güven ilişkisini zedeleyebilir. ## Hanning bu bilgileri ne yaptı? Soruşturmanın en kritik noktası burası. Federal Başsavcılığa göre Hanning, aldığı gizli bilgilerle en az bir durumda yabancı bir istihbarat servisinin çalışanı için güvenlik analizi hazırladı. Bir başka olayda ise BND belgelerinden elde ettiği bilgileri yabancı bir istihbarat görevlisiyle iletişiminde kullandığından şüpheleniliyor. Hangi ülkenin istihbarat servisinin söz konusu olduğu açıklanmadı. Bazı Alman basın organlarında yer alan bilgilere göre bu ülke Rusya değil ama konu hâlâ netleşmiş değil. Ayrıca hazırlanan analizin gerçekten yabancı istihbarat servisine ulaşıp ulaşmadığı da henüz net değil. Yani soruşturmanın önemli bir kısmı hâlâ “bilgiler kime ulaştı?” sorusunun cevabını arıyor. ## Casusluk dosyası nasıl ortaya çıktı? Hanning’in bugün casusluk şüphesiyle gözaltına alınmasının arkasında ise bambaşka bir soruşturma var. Hanning’in adı ilk olarak Hamburg’da yıllardır devam eden bir velayet anlaşmazlığında ortaya çıktı. Hamburg merkezli restoran zinciri Block House’un varisi ve iş insanı Christina Block’un çocukları 2021’de babaları Stephan Hensel ile birlikte Danimarka’da kalmıştı. Block’un tarafı, çocukları Almanya’ya geri getirmek için Hanning’in yöneticileri arasında bulunduğu bir güvenlik şirketiyle çalıştı. Savcılığa göre şirket, 2022’de çocukları okul yolundan alıp Almanya’ya getirmeye yönelik başarısız bir planın içindeydi. Hanning bu iddiayı reddediyor. Bu dosya nedeniyle polis Eylül 2025’te Hanning’in evini ve ofislerini aradı. Arama sırasında elektronik cihazlarından birinde, Hanning’in BND’den ayrılmasından yıllar sonra hazırlanmış ve 2022’ye kadar uzanan gizli istihbarat belgeleri bulundu. Bulunan belgeler federal makamlara gönderildi ve daha sonra Hanning hakkında yürütülen casusluk soruşturmasının temelini oluşturdu. Yani bugünkü soruşturma Christina Block’un çocuklarının kaçırılmasıyla ilgili değil. Block dosyasında yapılan bir arama sırasında Hanning’in elindeki gizli BND belgelerinin bulunması, bambaşka bir soruşturmanın kapısını açtı. ## Hanning’in maddi sorunları Alman basınına göre Hanning’in son yıllardaki özel hayatında bir başka sorun daha bulunuyordu. Hanning, Baltık bölgesindeki bir bankanın denetim kurulunda görev yaptı. Bankanın iflas etmesinin ardından yönetim kurulu üyelerinin de hukuki sorumlulukla karşı karşıya kaldığı ve Hanning’in emekli maaşına yıllardır haciz uygulandığı bildirildi. Bu bankanın yönetim kurulunda eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen de yer alıyordu. Ancak Hanning’in mali sorunlarıyla bugün ortaya çıkan casusluk soruşturması arasında kurulmuş resmi bir bağlantı bulunmuyor. Dolayısıyla iki konuyu birbirinin nedeni gibi anlatmak için şu aşamada yeterli kanıt yok. ## Neden bu kadar önemli? Çünkü burada sıradan bir eski kamu görevlisinden bahsetmiyoruz. Hanning, Almanya’nın dış istihbarat teşkilatını yedi yıl boyunca yönetti. Daha sonra da ülkenin güvenlik bürokrasisinin üst kademelerinde görev yaptı. Üstelik soruşturmanın iddiasına göre BND’den bilgi alan kişi, sıradan bir belge sızdırıcısı değil. Manfred D.’nin Hanning’e bilgi aktarmaya devam ettiği dönemde BND içinde üst düzey yöneticilerin yanında çalıştığı belirtiliyor. Bu nedenle asıl soru, Almanya’nın en hassas kurumlarından birinde bulunan bilgilerin yıllarca kurumun dışına nasıl çıkabildiği ve eski bir BND başkanının bu bilgilere nasıl erişebildiği. Alman istihbarat servisleri son yıllarda zaten casusluk vakalarıyla gündeme geldi. 2022’de bir BND çalışanının Rusya adına casusluk yaptığı iddiasıyla açılan dava hâlâ devam ediyor. Hanning hakkındaki suçlamaların kanıtlanması halinde ise olayın boyutu çok daha farklı olacak. Almanya Federal Başsavcılığı da dosyanın, Federal Cumhuriyet tarihinde bu kadar üst düzey eski bir güvenlik bürokratının vatana ihanet şüphesiyle karşı karşıya kaldığı ilk örnek olabileceğini belirtiyor. Şimdilik üç soru açıkta duruyor: Hanning hangi yabancı istihbarat servisiyle bağlantı kurdu? Yaklaşık iki bin belgenin ne kadarı gerçekten yabancı aktörlere ulaştı? Ve BND’nin içinde bu bilgilerin yıllarca dışarı çıkarılmasına nasıl izin verildi? Soruşturmanın bundan sonraki kısmı, Almanya’nın kendi istihbarat sisteminin ne kadarının kontrol altında olduğunu gösterecek. 🦉 Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. Şimdi abone ol!
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 06/10/2026
33. Adana Altın Koza Film Festivali’nde SİYAD Cüneyt Cebenoyan En İyi Film ödülünü kazanan Ölü Köpekler Isırmaz, çöplüklerde yaşam mücadelesi veren köpekler ve aynı çarkın içinde yok sayılan gençleri anlatıyor. Yönetmeni Nuri Cihan Özdoğan ve kurgucusu Hakan Çelik ile filmi konuştuk.
fayn.press
Ölü Köpekler Isırmaz: İnsanı, doğayı ve umudu atığa dönüştüren düzen
33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, 26 Eylül - 4 Ekim 2026 tarihlerinde gerçekleşti. Festivalde SİYAD Cüneyt Cebenoyan En İyi Film ödülünü kazanan _Ölü Köpekler Isırmaz,_ Adanalı yönetmen ve senarist Nuri Cihan Özdoğan’ın ilk uzun metraj filmi. _Ölü Köpekler Isırmaz,_ katı atık emekçilerinin dünyasına odaklanan, sınırları aşan atık ekonomisini merkezine alan çok yönlü bir yapım. Adana’daki yasadışı katı atık ithalatını ele alıyor. Ucuz ve güvencesiz emeğe, çevresel yıkım ve yoksulluk gibi gerçeklere odaklanıyor. İsmet ve Dogo, bu düzenin içinde yaşam mücadelesi veren iki arkadaş. Hikaye, İsmet’in hasta annesinin ilaçlarını karşılayabilmek için para aramasıyla başlıyor. İki arkadaşın suç ekonomisinin içine çekilmesiyle bambaşka bir boyuta taşınıyor. Bir yanda çöplüklerde yaşam mücadelesi veren köpekler, diğer yanda aynı çarkın içinde yok sayılan gençler… Filmin temelindeki bu metaforik bağ ile güce ulaşma arzusu, sadakat ve yozlaşmanın masaya yatırıldığı bir anlatı ortaya çıkıyor. Yapımın hem yönetmeni hem de senaristi olan Nuri Cihan Özdoğan ve kurgucusu Hakan Çelik’le, Altın Koza Film Festivali’nde buluştuk. Filmin yapımındaki en kritik aşamalardan olan kurgu sürecini ve filmin ele aldığı meseleleri konuştuk. **Film hem ulusal hem de uluslararası alanda önemli festivallerde izleyiciyle buluştu._Ölü Köpekler Isırmaz_ ’ın festival yolculuğu nasıl geçti ve gelen tepkiler nasıldı?** ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 06/10/2026
Türkiye, veri merkezleri için bölgesel üs olmak istiyor ama Amerika’dan Avrupa’ya veri merkezlerine karşı protestolar da çığ gibi büyüyor. ABD’de yasaklanan veri merkezi sayısı 500’ü buldu. Peki neden? Veri merkezleri birer canavar mı yoksa insanlık için vazgeçilmez mi?
fayn.press
Veri merkezlerine tepki nasıl isyan dalgasına dönüştü?
Dinlediğimiz müziklerden (keşfet!) sosyal medyada like’lanan sevimli kedi videolarına (paylaş!)… İzlediklerimize göre önerilen dizilerden (puanla!) sansür ve algoritmadan sıyrılmış steril haberlere (öne çıkar!)… İş için hazırladığımız sunumdan akşama yapacağımız sarmaya… “Bugün ne giysem?” gibi en sıradan sorudan “Kan değerlerime göre bana bir diyet öner” gibi çok daha sofistike sorgulamalara… İstesek de istemesek de yapay zeka hayatımızın merkezinde. Arama motorundan WhatsApp’a, hangi uygulamayı kullansak yapay zeka modu ya da asistanı ekrandan fırlayıveriyor. Çağrı merkezlerinde bir insana denk gelmek mucize çünkü sağlıktan finansa her hizmet yapay zeka destekli artık. Yapay zekanın bu kadar hızla yaygınlaşıp gelişeceğini kimse tahmin edemiyordu. Üretken yapay zekanın hayatımıza girdiği 2022’de küresel aktif kullanıcı sayısı 110 milyonken beş yıl içinde bu rakam 378 milyonu aştı. Microsoft verilerine göre bugün dünyada her altı kişiden biri yapay zeka kullanıyor. Fakat Sezen Aksu’nun şarkısındaki gibi, her şeyin bir bedeli var! Her yapay zeka sorgusu, bağlı olduğu teknolojinin veri merkezlerindeki işlemcileri çalıştırıyor. Dolayısıyla daha büyük, daha gelişmiş veri merkezlerine ihtiyaç duyuluyor. 2019 yılında dünya genelinde 600'den az hiper ölçekli veri merkezi vardı. Bu sayı 2025'in son çeyreğinde ise bin 360'a ulaştı. Pazar, her yıl sektöre 130 ila 140 yeni devasa tesisin**** eklenmesiyle büyümeye devam ediyor. Beklenmedik hızla artan veri merkezi inşaat ve planları, protestoları da beraberinde getirdi. Öyle ki bu yaz dünya, veri merkezi isyanlarıyla sallandı. En büyüğü, geçen temmuz ayında ABD’de 42 eyalette eşzamanlı düzenlenen 142 protesto gösterisiydi. Peki insanlar veri merkezlerinin inşasına neden karşı? Özetle, kendilerine sorulmadan planlanmaları, yüksek enerji tüketimi, kirlilik endişesi ve yapay zeka destekli gözetlenmenin özgürlükleri ihlal etmesi. Tüm bunlara yapay zekanın insanlığı ele geçireceği senaryolarını da ekleyin. ## Veri merkezleri iklim düşmanı mı? Veri merkezi isyanları ABD ile sınırlı değil. İngiltere’den Fransa’ya, İtalya’dan Avusturya’ya planlanan veri merkezleri, Amerika’daki örneklere göre küçük kalsa da endişeler ortak. Devasa veri merkezleri, hem yapay zekayı beslemek için tükettiği enerji miktarı açısından hem büyük teknoloji firmalarına karşı duyulan güvensizlik nedeniyle tepkilerin odağında. Bu öyle bir dalga ki farklı uçlardaki siyasi kesimleri bir araya getirme özelliğine de sahip. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 05/10/2026
Emel Duman, yok oldu sanılan Hatay sarısını yedi yıl bilfiil arayıp buldu. Doğaya saygılı yöntemlerle geleneksel Hatay ipekleri üretiyor. 2026 yılında UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi Ödülü’ne layık görülen Duman’ın ilham veren hikayesi, yok oluşun karşısına ısrarı koyuyor.
fayn.press
Hatay sarısı ipeğinin peşinde bir ömür: Emel Duman
🦉 __Editörün notu:__ FNF Türkiye iş birliği ile hazırladığımız bu yazı dizisinin her bölümünde çalışmalarıyla fark yaratan isimlerin ilhâm veren hikâyelerine mercek tutuyoruz. Sizin de hikâyesini merak ettiğiniz isimler varsa _hello@fayn.co_ e-posta adresinden editör masamıza iletebilirsiniz. _“Sanki hayat bir sepet örer gibi örmüş benim bu işe girmemi…”_ Bu söz, 2026 yılında UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi Ödülü’ne layık görülen Emel Duman’a ait. Duman, 30 yılı aşkın süredir geleneksel işçilik ve doğaya saygılı yöntemlerle Hatay ipeği üretiyor. Bir zamanlar kaderine terk edilen ve onun çabalarıyla yeniden canlanan Hatay sarısını Türkiye’ye ve dünyaya tanıtıyor. Bu işe başlaması da yol boyunca yaşadıkları da ilginç tesadüfler, yıkımlar, yeniden doğuşlar, karşılaşmalar ve her şeyden önemlisi de bol bol azim ve sabır içeriyor. Tüm bunları ondan dinlemek için Hatay’dayım. Meslektaşım Burcu Özkaya Günaydın’la buluşup Emel Hanım’ın üretim tesisine doğru yola çıkıyoruz. Burası onun hem ürettiği hem yaşadığı hem de ağacından böceğine, kedisinden köpeğine bir sürü canlıyı yaşattığı bir alan. Varmak öyle kolay değil, birkaç vesait değiştirmek, şehirden biraz uzaklaşmak gerekiyor. Sebebini ise daha sonra, Emel Hanım’ı dinledikçe idrak edeceğiz. Burada bizi zengin bir sofraya, derin bir muhabbete davet ediyorlar. Çay bardaklarında tüketilen, Hatay’a özgü süvari kahvelerimizi içip Emel Hanım’ın inişler ve çıkışlarla dolu hikayesini, yedi kez yıkılıp yeniden kurulan Hatay’ı ve defalarca bitti dendiği yerden tekrar doğan Hatay sarısını dinliyoruz. ## Ne iş yapacağım diye düşünürken… Emel Duman, 1966 Antakya doğumlu. Bu işe 90’lı yılların ortasında başlıyor. Biraz mecburiyetten, biraz kalpten, biraz da hayatın onu sürüklediği yönden. Eşi Fikret Bey’le birlikte yürüttükleri, ithalat-ihracata dayalı işlerinde tatsız tecrübeler yaşıyor ve kendi tabiriyle “sıfıra düşüyorlar.” Emel Hanım tanınan ve varlıklı bir ailenin kızı olarak dışarda bir iş bulmakta güçlük çekiyor. “Ne iş yapsam?” diye düşünürken cevabı hayat veriyor. O dönem Mersin limanına birkaç konteynerle ipek iplik geliyor. Emel Hanım ve eşi uzun yıllar ithalat işiyle uğraştıklarından, bir tanıdıkları arayıp bu iplikleri birlikte dokumayı teklif ediyor. Yardımcı oluyorlar olmasına ama henüz bir fikir sahibi olmadıkları dokumacılık işine de hemen girmiyorlar. Önce defolu diye atılan ipek kumaşları alıp üstlerine boncuklu işlemeler, boyamalar yapıyor. _“Çok enteresan,”_ diyor hatta, _“Boyadığım ilk şalda kozasını delerek çıkan bir kelebek yapmıştım.”_ ## “Altı ay değil, bir ömür…” Emel Hanım’ın işlediği kumaşlara zaman içinde rağbet yükseliyor. Kime götürse, daha rafa bile koyamadan tükeniyor şallar. Ama el emeği tabii, seri üretim yapması mümkün değil. O da çareyi, evinden çıkamayan ama çalışmak mecburiyetinde olan kadınlara bu işi yaymakta buluyor. Biraz da kendi deneyiminden ötürü, dışarda çalışamayan kadınlara yardımcı olmak istiyor: ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 05/10/2026
Fon skandalı sadece bir yolsuzluk dosyası değil, AK Parti’de dengeleri yerinden oynatan bir kriz. Erdoğan skandalı ne zaman öğrendi, kimleri gözden çıkaracak, kimler için pazarlık yapılıyor? Fayn Ankara muhabirinin Ankara kulislerinden derledikleri, büyük bir hesaplaşmanın yaklaştığını gösteriyor.
fayn.press
Beştepe’de saflar sıklaşıyor, büyük hesaplaşma kapıda
16 Eylül 2026’da patlayan fon skandalını, AK Parti hükümetlerinin önceki krizlerinden ayıran çok önemli bir fark var: Bu kriz dış güçlerin, vesayet odaklarının, Türkiye’yi kıskananların, icat edilmiş düşmanların bir operasyonu değil. En azından kimse o bahaneleri bu konuda yemiyor. Bu, AK Parti’nin çekirdeğinin içinde olduğu bir kriz ve skandal. O yüzden, zaten işlerin iyi gitmediği ekonomide katlanılması gereken yeni bir fatura daha değil. Aynı zamanda AK Parti’nin ve lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın geleceğine ipotek koyan bir iç kriz. Fon skandalı ansiklopedisiFon skandalı aslında nasıl patladı? Daha önceden kimler uyardı? Uyaranlara ne oldu? Kim mağdur? Kim fail? Cevapları alt alta koyunca elimizde bir adet Fon Skandalı Ansiklopedisi oldu.FaynFayn Kimilerine göre bu iç kriz, içeriden desteklenen bir siyasi darbe. Kritik bir seçime doğru Erdoğan’ın bir kez daha aday olmasına dair türlü çeşit plan yapılırken patlak verdiği için AK Parti açısından iyiden iyiye endişe verici bir skandal. Mevcut ekonomik kriz henüz atlatılamamışken patladığı için de ayrıca bir garabet. Prof. Özge Öner: “Ekonomi yönetiminde kontrolü kaybettiklerini düşünüyorum”Ekonomist Özge Öner’e göre, Türkiye artık bir ekonomik krizde değil, çok uzun süreli ve yapısal bir buhranda. Şu an en somut risk bir kur şoku ama seçimden önce yaşanmaması için tüm tedbirler alınıyor. Öner tamamen karamsar değil çünkü ona göre her şeye rağmen Türkiye çok istisnai bir ülke.FaynSemin Gümüşel Güner Emekliye, asgari ücretliye ‘az daha diş sıkın’ derken, 4 bin liralık emekli ikramiyesi 5 bin TL’ye tamamlanamazken, o öğütleri verenlerin hamuduyla götürdüğü ortaya serildiği için utanç verici. Muhalefete yolsuzluk, ahlaksızlık üzerinden yüklenilirken, ‘turpun büyüğünün’ AK Parti’de olduğu ifşa edildiği için zorlayıcı. Düşman ötekiyken savaşmak kolay. Ama düşman içeriden olunca, kimi kime, nasıl şikâyet etmeli? ## Kriz Erdoğan’dan saklandı mı? İktidara yakın kalemler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en yakınındakilerin bulaştığı bu skandaldan dolayı çok kızgın olduğunu, kriz patlar patlamaz el koyduğunu, sonuna kadar gidileceğini öne sürüyor. Öyle mi? ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 04/10/2026
Eşitlik yerine kampanyaların, projelerin, yüce gönüllerden kopmuş yardımların konuşulduğu; tokluğu, açlığı, yağmayı seyretmenin bir nevi fetişe döndüğü bu zamanda bol bol Adnan Özyalçıner öyküleri okumalıyız. Bu seyre alışmamayı bir de böyle, edebiyatla denemeliyiz.
fayn.press
Yağmayı, tokluğu ve açlığı seyretmek
“Her gün hepimizin bir şeyler yağmaladığı ve her gün hepimizin bir şeylerinin yağmalandığı bir şehrin öyküsüdür bu.” Adnan Özyalçıner’in bu temel çelişki üzerine kurulu öykülerini topladığı _Yağma_ bundan tam elli beş yıl önce, 1971 yılında yayımlanmıştı. Yazarın öyküleri sadece bir şehri değil aslında koca bir ülkeyi işaret ediyordu. Ekonomik, toplumsal, ahlaksal yağmanın üzerine katbekat koyduğumuz bu günlerde 2026 Erdal Öz Edebiyat Ödülleri açıklandı. Ve ne kadar manalı ki Onur Ödülü Adnan Özyalçıner’e verildi. Edebiyatımızın dönüşümündeki yerleri yadsınamaz 50 Kuşağı’nın yazarlarından Özyalçıner, ekim ayı sonunda ödülünü alacak, ancak bu ülkede ne çıkmazlar panayırı ne de yağma tükeneceğe benziyor. Adnan Özyalçıner, kentlerin bilhassa İstanbul’un eşitsiz düzenini, çelişkilerini altmış yılı aşkındır yazıyor. O, görünmezliği ile yaşayamazlığı bugün artık birbirine perçinlenmiş insanların yazarı. Kentlerin partal göğü altında “her gün biraz daha kararıp incecik çatırtılarla gitgide çukura doğru yatan evler”de yaşayanların yazarı. Bir de “kırpık sesli” horozların, başıboş köpeklerin… Ve onun yerinden edilen kestaneci karakterinin yazgısını artık neredeyse kentte yaşayanların çoğu paylaşıyor. Madem _Yağma_ ’yı anarak başladım bu yazıya, kitaptaki özellikle bir öyküyü hatırlamadan/hatırlatmadan/keşfettirmeden olmaz. Albenili açılış sahnesine rağmen daha en baştan acısı tüten bir hikâye ‘Mis Gibi Anadol’. Yazarın atmosferi anlatışı, detayları veriş biçimi gerçeğin simgelere yaslanarak gösterileceğinin haberini veriyor. Ama bu bir Adnan Özyalçıner öyküsü olduğu için buz gibi gerçekler eninde sonunda karşımızda olacak elbette. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 04/10/2026
Geleceğin teknolojik kâbusu belki de insanlığın en eski kabusuyla aynıdır. Sierra Greer'ın romanı Annie Bot, iktidar hikâyesiyle şekillenirken arzu ile tahakküm, şefkat ile sahiplik, aşk ile özgürlük arasında mekik dokuyor.
fayn.press
Yapay zekâyla aşk mümkün mü?
Annie her erkeğin hayalini kurduğu “mükemmel” bir sevgili! Kusursuz bir vücudu var, spor yapıyor, kitap okuyor, sosyal hayatı neredeyse yok. Ev işlerinde çok iyi değil ama telafi etme konusunda istekli ve fedakâr. İlişkilerinde kaygılı bağlananların, kolaylıkla empati yapabileceği başka bir özelliği daha var Annie’nin, partneri Doug’ın ruh halini okumaya çalışıyor —ki bu konuda bir hayli başarılı— ve tüm davranışlarını ona göre şekillendiriyor. Sinirlendirmemek için alttan alıyor, kimi zaman Doug’ı rahatsız etse de sık sık özür dilemekten hiç çekinmiyor. Seks mi? Libidosu her daim yüksek, itaatkâr. Doug ne zaman, nerede ve ne isterse yapmaya hazır. Varoluş amacı Doug’ı memnun etmek. Ve ne olursa olsun Doug’ın sonsuza dek sahibi __ olmasını sağlamak. Tanıştıralım, Annie Bot. Kendisi Stella-Handy adlı şirketin ürettiği bir robot, bir başka isimle Stella. Yazar Sierra Greer romanı _Annie Bot’_ ta, okuru, yemek yapan, ev temizleyen, çocuk bakan, sevişen, susan, her duruma uyum sağlayan, sahiplerinin ihtiyaçlarına göre şekillenen yapay zekâ dişileri Stella’larla tanıştırıyor. Serkan Göktaş çevirisiyle yayımlanan roman, geçen yıl Arthur C. Clarke Ödülü’ne layık görüldü. Ödül her yıl İngiltere’de yayımlanan en iyi bilimkurgu romanına veriliyor. _Annie Bot_ aynı zamanda 2026 Prix Libr’à Nous Ödülü’nün de sahibi. Roman _Scientific American_ ve _NPR_ tarafından yılın en iyi kitapları arasında gösterilirken Goodreads Okur Ödülleri’nde En İyi Bilimkurgu kategorisinde finale kaldı. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 04/10/2026
Yekta Kopan yeni kitabındaki denemelerinde, ekran ışıklarının ve algoritmaların gölgesinde bir sorunun peşine düşüyor: Okudum da ne oldu? Kopan’la yapay zekâ çağında okur olmayı konuştuk.
fayn.press
Yekta Kopan: “Mesele yapay zekânın neye dönüşeceğinden çok, bizim onun karşısında neye dönüşeceğimiz”
Üniversite 1. sınıfta, bir kitap fuarında sırada bekliyorum. Karşımda Yekta Kopan, elimde o dönem yeni çıkmış öykü kitabı _Sakın Oraya Gitme_ var. Nihayet sıra bana geliyor. Yekta Kopan adımı öğrendikten sonra “Ne yapıyorsun Sinem?” diye soruyor. Cevabı upuzun bu soru karşısında biraz afallayıp “Okuyorum, öğrenciyim” diyorum. Bir sonraki soruda da siyaset bilimi okuduğumu öğrenip kitabımı imzalıyor. Ve bir de not düşüyor: “Siyaseti anlamak iyi bir okur olmakla başlıyor.” Siyaseti anlayabildim mi? Hiç sanmıyorum. İyi bir okur olabildiğim de şüpheli. Ama 19 Kasım 2016 tarihli o notu da hiç unutmuyorum. Zira sadece siyaset için değil, her şeyi anlamak için okur olmak gerekiyor. O notun üzerinden geçen on yılda Yekta Kopan’ın beş kitabı daha çıktı, yenisi de kapıda. _Okudum da Ne Oldu? Yapay Zekâ Çağında Okur Olmak,_ tam da bu meseleyi ele alıyor. Okurluk nedir, hiç okumasaydım ne olurdu, bundan sonra ne olacak? Tüm bu sorulara karşı yaptığı akıl yürütmeleri de çocukluk anılarıyla harmanlıyor. Aralarında en çok dikkatimi çeken on dört yaşındayken soğuk bir Ankara gününde, cebinde iki kitapla Can Yücel’in imza gününe gittiği anı. Ve Can Yücel’in kendisine yazdığı not: “Yekta Kopan’a, nereden koptuğu bilinmez bir adam tarafından.” Tam o an şunu düşünüyorum. Evet, yapay zekâ belki değme yazarlara taş çıkartır bir gün. Ama yapamayacağı bir şey var. Okuduklarıyla büyülenmiş, bu nasıl bir zihnin ürünüdür diye meraklanmış, satırların ardındaki o insanı tanımak istemiş, yazma heveslisi genç bir insanı, bacakları heyecandan titreyerek bir imza sırasında bekletemez. En azından bunu yapamaz. Zihnimde bu anılarla, okudukça sorularım çoğaldı; Yekta Kopan yanıtladı. **Yapay zekânın yapıp edebildiklerinin sınırı her geçen gün genişliyor. Bu kitabın zihninizdeki ilk tohumları oluşmaya başladığı zamanla, bugün artık baskıya gittiği zaman aralığında neler değişti? Yol boyunca eklemeniz, çıkarmanız, tekrar düşünmeniz gereken ya da sizi şaşırtan şeyler oldu mu?** Çok şey değişti. Her gün değişiyor. Hatta zaman zaman kitabın konusu benden hızlı ilerledi diyebilirim. Yapay zekâ üzerine bir şey yazmanın en büyük güçlüğü bu zaten: Siz cümlenin sonuna noktayı koyana kadar tartışmanın şartları değişebiliyor. Kitaba başladığımda yapay zekâyı daha çok okurluğun karşısına çıkan yeni bir mesele olarak düşünüyordum. Sonra fark ettim ki mesele yalnızca “Yapay zekâ kitap yazabilir mi, çeviri yapabilir mi?” falan değil. Daha temel bir yere dokunuyor: Biz nasıl düşünüyoruz, nasıl seçiyoruz, neye dikkat ediyoruz, neyi hatırlıyoruz? Hatta neyi merak edeceğimize ne kadar kendimiz karar veriyoruz? Dolayısıyla yazarken bazı bölümlere yeniden döndüm. İlk başta teknoloji merkezli düşündüğüm bazı soruların aslında insan merkezli olduğunu fark ettim. Yapay zekânın ne kadar gelişeceğinden çok, bizim onun karşısında neye dönüşeceğimiz ilgimi çekmeye başladı. **Kitaba ilham olan bir anı olarak, bir edebiyat söyleşisinde liseli bir gencin size yönelttiği “Hiç okumazsak ne olur?” sorusundan bahsediyorsunuz. Bazen hiç umulmadık bir yerden gelen bir soru, gündemde olmadığı halde okuduğumuz kitabın açtığı bir kapı bizi bambaşka yerlere sürükleyebiliyor. Hızın, bireyselliğin ve algoritmaların arasında sıkışmışken, bu karşılaşmaları nasıl çoğaltabiliriz?** ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 04/10/2026
Aylin Balboa desin Osman, biz diyelim ayrılık, siz deyin yüzleşme… Osman gibileri bahane ederek hayatı ölçüp biçenlerden misiniz?
fayn.press
Ayrılığın kod adı Osman mı?
fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin ve tüm içeriklerimize sınırsız erişin. Abonelik seçeneklerini inceleyin_****.****_
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 03/10/2026
Sokak hayvanları yasasının ardından barınaklarda yaşam daha da zorlaştı. Gönüllüler, köpekleri hayata bağlamak ve onlara yuva bulmak için var gücüyle çalışıyor. Bu zorlu dayanışmanın parçası olanlarla buluştuk: Neler yaşıyorlar, neye ihtiyaçları var? Ne değişmeli?
fayn.press
Barınakların isimsiz kahramanları
Geçenlerde Moda Sahnesi’nde “Çok Küçük Bir İhtimalin Hikayesi” oyununa gittiğimde hoş bir sürprizle karşılaştım. Oyun bittikten sonra oyuncular reveranslarını yaptı, derken sahneye bir karakter daha çıktı: Evsiz köpek Zeytin. Zeytin, Dört Ayaklı Şehir Derneği’nin himayesindeydi. Yıllardır evsiz hayvanlar için çalışan 27 ilde örgütlü bu dernek “Can yoldaşını yaşat” kampanyası da yürütüyor. Dört Ayaklı Şehir Derneği’nin direktörü ve Kadir Has Üniversitesi’nde öğretim üyesi Dr. Mine Yıldırım, oyunun gelirini derneğe bağışlayan tiyatroculara teşekkür edip Zeytin’i yuvalandırmak istediklerini açıkladı. O gece Zeytin, bol bol sevildi ve muhtemelen yeni sahiplerini buldu. Muhtemelen diyorum zira ertesi gün konuştuğum Mine Hoca, Zeytin’le vakit geçirmek için bir çiftin başvurduğunu söyleyerek bu dayanışmanın önemine dikkat çekti: _“Yasadan sonra kuşatmayı, dayatmaları aşacak yeni yollar icat ettik. Tiyatrolar, sergiler veya kafelerde düzenlenen etkinliklerle sanatçıların dayanışması çok önemli. Topluluğu, farkındalığı canlı tutmaya çalışıyoruz. İnsanların önüne, genelde barınaklardan şiddet görüntüsü düşüyor. Bunun etkisi iyi değil. Biz hayvanla tanışarak, göz teması kurarak başlamak gerektiğini düşünüyoruz.”_ ## Sokak hayvanları yasasından sonra sahiplendirme daha da önemli Evsiz hayvanlar için bir çok hayvanseverin benimsediği politika, sahipsiz hayvanların kısırlaştırılıp aşılanarak yaşamaya alışık olduğu bölgeye bırakılması, satın almak yerine sahiplendirmenin özendirilmesi ve hayvan üretimine sıkı denetim getirilmesiydi. Fakat toplumda bu konuda da yoğun bir kutuplaşma vardı. Bir çok tartışmanın ve itirazın ortasında 2024’de sokak hayvanları yasası çıktı. Hayvanların çiple kayıt altına alınması, terk etmenin yasaklanması gibi bazı düzenlemelerin yanı sıra, belediyelere konuyla ilgili yeni yükümlülükler getirildi. Buna göre belediyelere, sahipsiz köpekleri toplama, bakımevleri kurma, kısırlaştırma, aşılama ve rehabilite etme görevleri verildi. Ancak bunun için nasıl kaynak yaratacakları belirtilmedi. Hayvanları toplama kısmında bir çok belediye görevini yapıyor. Topladığı köpekleri varsa, kendi barınaklarına götürüyor. Ama sonrası birkaç istisna hariç hayvanlar için tam bir felakete dönüşüyor. Barınak veya ironik bir şekilde yaşam alanı denen yerler, birçok örneğinde toplama kampından hallice. Yasada belirtilen sağlık ve rehabilitasyon kısmı neredeyse yok gibi. Barınaklar yetmiyor, hayvanlar kafeslerde üst üste alt alta yaşıyor üstelik onlara bakan personel sayısı da kısıtlı. Buralarda neredeyse ölüme terk edilen bu hayvanların tek şansları, iyi çalışan gönüllü ekibe denk gelmek… ## Önce tanış sonra sahiplen O ekiplerden biri de Beyoğlu Kent Konseyi Hayvan Hakları Çalışma Grubu. Bu grubun kurucusu Taci Karan, Beyoğlu Belediyesi’nin konuyla ilgili stratejik planının revizesi için uğraştıklarını önerilerinin çoğunun gerçekleşmediğini söyledi: _“Barınaklara gönderilen köpeklere dokunmamıza izin verilmiyordu. Israr ettik, saatlerce kapıda bekledik, başka belediyelerdeki barınak gönüllüleriyle dayanışma sayesinde nihayet şubat ayında içeriye alındık. Beş kişilik çekirdek bir ekiple başladık, sayımız 20’yi buldu. çarşamba ve pazar sabah 10’dan 4’e kadar Sütlüce tarafındaki barınağı ziyaret ediyoruz. Gün sayısını artırmaya çalışıyoruz. “_ Vakitlerinin bir kısmını barınak ziyaretine de ayıran bu gönüllüler bize çoğu ilçe belediyesinin kendi barınağı olduğunu, fakat yer ve kaynak sıkıntısı çektiklerini anlattılar. Gönüllülerin bir endişesi de zaten çok da iyi koşullarda olmayan bu barınakların da kapatılarak hayvanların yaşam alanı denilen merkezden uzaktaki yerlere transfer edilmesi. Örneğin, İstanbul’da Kısırkaya, Cebeci, Gümüşdere ve Kemerburgaz’da bu alanlar var. Köpeklerin daha geniş alanda yaşadığı, özgürce dolaştığı söylense de çoğu hayvan buralarda tamamen izole oluyor, yiyecek bulmakta zorlanıyor. Ayrıca gönüllüler de hayvanları beslemek ve bakımlarını yapmak için bu yerlere ulaşmakta da güçlük çektiklerini anlatıyorlar. Yalnızca yaşam alanı denilen yerlerde değil, İstanbul içinde de bazen belediye barınaklarındaki hayvanlara ulaşmak kolay değil. Bazı belediyeler gönüllülerle işbirliği yapmak istemiyor. Onları barınaklara almıyorlar. Bu nedenle hayvanseverlerin önceliği hayvanları bir an önce, doğru kişilere sahiplendirmek. Ama bu hiç de kolay değil. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 03/10/2026
İoanna Kuçuradi, “felsefe yapma!” diyenlerin ülkesinde ömrünü düşünmeye, sorgulamaya adadı. Onu iki dakikalık videolara sığdırmak yerine, düşüncesinin peşine düşelim. Zira Hoca’nın bizden isteyeceği belki tam olarak buydu.
fayn.press
İoanna Kuçuradi: Felsefe yapma diyenlerin ülkesinde gerçek bir felsefeci
Felsefe yapma! Bu söz dilimize yerleşmiş bir kalıp neredeyse. _“Gereksiz konuşma”_ ya da _“boş laf etme”_ , demek yerine bu söz kullanılıyor. Üstelik şaka olsun diye değil. Bunu söyleyenlerin _(en azından büyük bir kısmı)_ gerçekten de gereksiz konuşan, boş laf edenler için kullanıyorlar bu lafı. Ne yazık… İşte _“felsefe yapma!”_ diyenlerin ülkesinde gerçekten felsefe yapıyordu İoanna Kuçuradi. Çok zor iş. İnsan ve insan hakları, etik ve değer gibi kavramlar üzerine hayatı boyunca _‘boş boş’_ konuştu. Önümüzdeki bir hafta boyunca Kuçuradi hakkında ne çok sosyal medya paylaşımı yapılacak… Bu paylaşımların çoğu _‘felsefenin çınarı’,_ _‘hocaların hocası’, ‘Türkiye’nin büyük felsefecisi’_ sıfatlarıyla başlayacak. Hiçbiri yanlış değil. O bunların hepsiydi… Ama Kuçuradi’yi sadece bu tür kısacık sıfatlarla anlatmaya çalışmak ne kadar doğru ne kadar yeterli? Bir çağ hastalığı olarak her şeyi küçültmek, kısaltmak derdindeyiz. Bence bu hastalık, reklamcı zihniyetinin ‘pompaladığı’, hadi bu ifadeyi biraz hafifletelim ‘desteklediği’ bir dünyanın sonucu. _“Kimse uzun metin okumaz”, “Kimse uzun video izlemez”_ düşüncesiyle, hocanın yazdıklarından, röportajlarından kısacık alıntılar yapılacak. Bunlar özlü sözler olarak ortalıkta dolaşacak… Ancak öyle sanıyorum ki o bunu pek istemezdi. Kuçuradi söyledikleriyle felsefi ilişkiler kurmamızı, onları pratik hayatta eyleme dökmemizi en azından bunu denememizi isterdi. Söylediklerini kısa notlar hâlinde bir yerlere yazmamızı değil, konuyu anlamamızı isterdi. ## Değerlerin bilgisi Hoca hemen her kavramla ilgili görünene değil, görünmeyene dikkat çekmeye çalıştı. Bir anlamda Sokrates gibi _‘at sineği’_ olmak peşindeydi. Yani söyledikleriyle insanları rahatsız etmeyi, bu rahatsızlık sayesinde o konuda insanları araştırmaya ve üzerine düşünmeye yönlendirirdi. Bunun sonucunda da insanların o konu ya da sorun hakkında bilgi sahibi olmalarını hedefliyordu. Ve yine Sokrates’e dönecek olursak… Bildiği bir şey hakkında yanlış eylemde bulunulamayacağı düşüncesiyle insanları doğruya ve iyiye sevk etmeye çalışıyordu. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 02/10/2026
Çalışarak para kazanmak gibi gerçek dışı hedefler peşinde olan küçük medya çalışanları olarak bu hafta bir koyup 10 alma yoluna gidenlerin yolunu anlamaya çalıştık.
fayn.press
Lafı bile olmaz, hesap bizden
_Fayn Haftalık_ ’tan merhaba. Çalışarak para kazanmak gibi gerçek dışı hedefler peşinde olan küçük medya çalışanları olarak bu hafta bir koyup 10 alma yoluna gidenlerin yolunu anlamaya çalıştık. Paradan para kazanmaya üstelik de normalinden değil kat katlısından kazanmaya çalışmanın altında yatan motivasyon sadece açgözlülük mü? Yoksa sıradan bir geleceğe ulaşmanın güvenli yolları daraldıkça daha büyük riskler almak makul mu görünmeye başladı? Fon skandalının önü nerede? Arkası nerede? Bu uzun ve karmaşık hikayede kim fail? Kim mağdur? Beraber çözmeye çalışacağız. Başlamadan medyanın boğazındaki elin artık korkutma, sindirme aşamalarını geçip düpedüz öldürme amacıyla o boğazı sıktığını da görüyoruz. Siz de görün istiyoruz. Her gün onlarca gazeteci, akademisyen, aktivist ve kurumun sosyal medya hesaplarına "milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engelleniyor. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 01/10/2026
Fon krizinde kaybeden yüz binlerce insanı “açgözlüydüler” diye açıklamak kolay. Zor soru şu: Çalışmanın, tasarruf etmenin ve doğru olanı yapmanın güvenli bir gelecek vaat etmediği, sıradan onurlu bir yaşamın lüks sayılmaya başlandığı bir düzende, insanlar bu riski neden aldı?
fayn.press
Herkes mi açgözlüydü?
Mahallede bir abimiz var. Hani her mahallenin herkesi tanıyan, insanından hayvanına, kimin neye ihtiyacı olduğunu bilen, sokakta karşılaşınca mutlaka durup iki laf eden abilerden. Bizim mahallenin abisi de emekli maaşıyla geçiniyor; rastlaştığımızda hayat pahalılığından, ay sonunu getirmenin zorluğundan konuşuyoruz. Tabii laf, kaçınılmaz biçimde, 17 Eylül’den beri hepimizin ağzını açık bırakan, tedirgin eden, fon krizine geliyor. Malum, yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiye sürecine alınmış; 455 bini aşkın yatırımcıyı ve yaklaşık 800 milyar lirayı ilgilendiren devasa bir krizden söz ediyoruz. Bir noktada abimiz gayet sakin, “Ben de girdim, içeride param kaldı,” dedi. Birkaç gün sonra annemdeyim. Kendisi memur emeklisi. Konu tabii ki yine fon krizi. Tepkisi aşağı yukarı şöyle: “ _Bu kadar insan nasıl para bulup bunlara yatırmış? Hani kimse geçinemiyordu? Millet açgözlü işte, herkes kolay para kazanma peşinde_.” Üstelik annemin de çoğunluğu memur ve orta sınıftan oluşan çevresinde parasını bu fonlara yatıranlar var. Zira zaten anlaşıldığı kadarıyla bu yüksek riskli fonlara yatırım yapan yüz binlerce kişinin içinde, küçük birikimini değerlendirmeye çalışan ve özellikle son dönemde sisteme giren yatırımcılar da var. Bir tarafta emekli maaşıyla yaşayan fon yatırımcısı komşumuz, diğer tarafta yine emekli maaşıyla yaşayan ve fon yatırımcısını açgözlü bulan annem. Ekonomist değilim ama bir sosyal bilimci için bundan daha verimli bir mahalle yürüyüşü ve aile ziyareti düşünmek zor. Çünkü bu küçük karşılaşma aslında fon krizinde beni asıl ilgilendiren soruyu özetliyor: İnsanlar gerçekten bir anda daha açgözlü ve kolay para düşkünü mü oldular, yoksa sıradan bir geleceğe ulaşmanın güvenli yolları daraldıkça daha büyük riskler almak makul mu görünmeye başladı? Bu yazıda biraz bunun peşinden gitmek istiyorum: Ekonomik güvencesizlik ve geleceksizlik hissi riski nasıl normalleştiriyor; kurumlara duyulan güven zayıfladığında güven nasıl biçim değiştirip güce yakınlığa taşınıyor? ## Açgözlülük yakıştırmasını hak eden kim? Konuştuğumuz şey birkaç uyanık ve açgözlü yatırımcıdan öte. Ekonomist Kerim Rota da özellikle son aylarda finansal okuryazarlığı düşük gençlerin ve küçük birikim sahiplerinin sisteme girdiğine dikkat çekiyor. Yaşananları temelde bir “denetim ve düzenleme eksikliği” krizi olarak tanımlıyor.  Üstelik krizin kazananları ve kaybedenleri de eşit değil. Tartışmaların önemli bir kısmı, bazı fonlara henüz geniş yatırımcı kitlesine açılmadan önce giren ve olağanüstü değer artışlarından yararlanan erken dönem yatırımcıların kimlikleri üzerinde yoğunlaşıyor. Artık bu yatırımcıların bir kısmının kim olduğu, fondaki payları ve elde ettikleri kazançlar da biliniyor. MASAK raporuna göre TLY fonunun 2024 sonundaki yüzde 99,38’lik kısmı Tera Yatırım Menkul Değerler ve Tera Portföy Yönetimi’nin elindeydi; diğer yatırımcıların isimleri ve payları da rapora yansıdı.  Bu fonun erken dönem yatırımcıları arasında iktidara yakın isimlerin de bulunduğu ortaya çıktı; bunlardan bazılarının isimleri ve elde ettikleri kazançlar kamuoyuna açıklandı. Dolayısıyla “açgözlülük” yakıştırmasını hak eden bir grup siyasi ve finansal elit olduğu aşikar. Mahalledeki abimiz ve annemin arkadaşları gibi küçük birikimlerini bu fonlara yatıranlara gelince, onların kararlarını yalnızca bireysel açgözlülük ve kolay para motivasyonuyla açıklamak yerine, bu kararları hangi toplumsal koşullar içinde aldıklarına bakmak gerekiyor. ## Yatırımcı profili zorunluluktan değişiyor Burada yaklaşık 90 yıllık bir sosyoloji teorisinin hâlâ şaşırtıcı derecede işe yaradığını düşünüyorum. Amerikalı sosyolog Robert K. Merton, 1938’de yayımladığı “Toplumsal Yapı ve Anomi” makalesinde kabaca şunu söyler: T _oplum bize yalnızca ne istememiz gerektiğini değil, bunlara nasıl ulaşmamız gerektiğini de öğretir. İyi bir işimiz olsun, başımızı sokacak bir ev alalım, birikim yapalım, çocuklarımıza iyi bir gelecek bırakalım. Bunlara ulaşmanın makbul yolları da eğitim, çalışma ve tasarruf olarak sunulur_. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 01/10/2026
Digger, küresel bir felaketin eşiğinde bile kârı, gücü ve imajı gerçeğin önüne koyan dünyayı hicvediyor. Alejandro Iñárritu’nun yeni filmi, Tom Cruise’un canlandırdığı milyarderin kıyametin ortasında kendine bir kahramanlık hikâyesi yazma çabasını anlatıyor.
fayn.press
Digger: Dünyanın sonu geliyor, ama önce hisse senetlerine bakalım
__Editörün notu: Bu yazı, filmi henüz izlememiş olanlar için sürpriz kaçırıcı unsurlar içerebilir.__ > _“Dünyanın sonunu hayal etmek, kapitalizmin sonunu hayal etmekten daha kolaydır.”_ Teorisyen Mark Fisher, 2009’da yayınlanan _“Kapitalist Gerçeklik - Başka Alternatif Yok mu?”_ kitabına, 2024 yılında ölen düşünür Fredric Jameson’ın bu sözünü alıntılayarak başlamıştı. Kapitalizm, insanlığın büyük kısmının zihninde alternatifsiz bir sistem olduğu illüzyonunu sürdürmeye devam ediyor günümüzde. Pek çok insan, bu sistemin yıkılmasının ancak küresel bir felaketle mümkün olacağı algısına sahip. Çevre felaketleri nedeniyle insanlığın yok oluşunu ya da dünyanın sonunu kolaylıkla hayal edebiliyoruz hepimiz. Fakat bu felaketleri tetikleyen küresel politikaların sonlandığını, güç ve özel mülkiyet oburluğunun bittiğini ya da tamamen adil ve işleyen bir toplumsal yapıyı hayal etmekte zorlanıyoruz. Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, umutsuzluğun ve çaresizliğin dayatıldığı, yanılsamalar içerisinde kaybolduğumuz bir _post-truth (hakikat sonrası)_ dönemindeyiz artık. Neyin gerçek neyin kurgu, kimin haklı kimin haksız olduğunu tespit etmek bir yana dursun; bu kavramların bizzat anlamını ve ağırlığını yitirmiş durumdayız. Hâl böyle olunca gerçeklerden çok performanslar öne çıkıyor. Alejandro González Iñárritu da sekizinci filmi _Digger_ ’da kendisine bu meseleleri dert edinmiş. Daha önce acı, tükenmişlik, intikam ve insanın doğa karşısındaki çaresizliği gibi konuları drama türünde ele alan Meksikalı yönetmen, bu sefer dünyayı bu hale getirenleri ve onlara seyirci kalanları hicvediyor. ## Kendi yarattığı kıyametin “kurtarıcısı” Film, petrol baronu Digger Rockwell’in _(Tom Cruise)_ etrafında şekilleniyor. Babadan miras şirketinin sağladığı güç ve servetin etkisiyle, _“Dünyanın enerjisini ben sağlıyorum.”_ minvalinde bir kibre sahip kendisi. Şirketinin Grönland’daki petrol sondasında başlayan bir sızıntının olası sonuçlarını ve bilim insanlarının ısrarlı uyarılarını bile umursamayacak düzeyde bir kibir bu. Fakat bu sızıntının ufak bir pürüz olduğundan en emin olduğu anda gelen patlama haberi, hikâyedeki kaosun da fitilini ateşliyor. Adadan kopan ve Washington’un beş katı büyüklüğündeki Judy isimli buzul parçasının Avrupa’ya doğru sürüklenmeye başlaması üzerine, Digger ve ABD’li yöneticilerin “kıyameti önleme” çabasını seyrediyoruz. Gelin görün ki Digger’ın haberi aldıktan sonra endişe duyduğu ilk şey katastrofinin kendisi değil, şirketinin hisselerin ne kadar düşeceği oluyor. Digger, az önce bahsettiğim _kapitalist realizmin_ tam olarak vücut bulduğu bir karakter. O yalnızca çok zengin birisi değil, aynı zamanda kendini alternatifsiz gören ve insanlığın hikâyesindeki başrolü oynama konusunda ısrarcı bir megaloman. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 01/10/2026
Fon skandalı aslında nasıl patladı? Daha önceden kimler uyardı? Uyaranlara ne oldu? Kim mağdur? Kim fail? Cevapları alt alta koyunca elimizde bir adet Fon Skandalı Ansiklopedisi oldu.
fayn.press
Fon skandalı ansiklopedisi
Türkiye eylül ortasından beri belki de tarihinin en büyük krizlerinden birini konuşuyor. Krizden ziyade, bir skandalı, dev vurgunu… Sermaye piyasalarında aylardır devam eden bazı hisse fiyatlarının şişirilmesi, olağan dışı suni artışları ve bazı portföy yönetim şirketlerinin iade ödemelerinde temerrüde düşmesiyle ortaya çıkan kriz 800 milyardan fazla bir zarara (Türkiye ekonomisinin 64’te biri) yol açtı. Sermaye Piyasası Kurulu 17 Eylül'de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonu tasfiye kararı verdi. SPK'nın açıklamasında göre bu fonlarda 455 binden fazla tekil yatırımcı bulunuyordu. Hemen her gün yeni bilgiler geliyor, yeni gelişmeler oluyor, yeni isimler ortaya çıkıyor, skandalın büyüklüğü ve etkileri hâlâ tam olarak öngörülemiyor. Pek çok soru var. Biz de her geçen gün daha da dallanıp budaklanan skandalı, olanı biteni tüm boyutlarıyla anlama kılavuzu hazırladık. Fon skandalına giden yolun taşları gün gün nasıl döşendi?SPK, 18 Eylül 2026’da yaptığı açıklamada 2025’in son çeyreğinden bu yana fon krizinin farkında olduğunu itiraf etti. Peki, farkında olunduğu söylenen soruna bir skandala dönüşene kadar neden müdahale edilmedi?FaynFaynFon skandalı nasıl patladı?Fon skandalı her ponzi düzeni gibi bir anda çöktü. Peki adım adım bu noktaya nasıl gelindi?FaynFaynFon skandalı nerelerde engellenebilirdi? Kimler uyardı? Başlarına ne geldi?Borsada şişirilen hisseler, bazı fonların aşırı değerlenmesi uzun zamandır biliniyordu. MASAK eski başkan yardımıcıs Ramazan Başak CİMER’den SPK’ya şikayet dilekçeleri yazdı, iki kez gözaltına alındı. Hatta sesini Beştepe’ye bile duyurmaya çalıştı.FaynFaynFon skandalında ne kadar bir meblağdan söz ediyoruz? Bu paralarla neler yapılabilirdi?Tasfiye edilen fonların büyüklüğünün yaklaşık 800 milyar TL olduğu tahmin ediliyor. Bu parayla 150 tane F-35 alınabilirdi.FaynSemin Gümüşel GünerFon skandalında hangi isimler, neden öne çıkıyor?Fon skandalına ilişkin soruşturmada Fatma Betül Sayan Kaya’dan Alkin Kardeşler’e pek çok isim gündeme geldi. Peki şu ana kadar hangi isimler, ne suçlamalara konu oldu?FaynFaynFon skandalında soruşturma nereye gidiyor?Eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin de ‘fon mağduruyum’ diye yörüngeye girmesinin ardından, AKP’nin geçmişteki seçim kampanyalarını yürüten ve 13 Ocak - 23 Haziran 2025 tarihleri arasında Tera Yatırım yönetim kurulu üyesi olan eski milletvekili Ertan Aydın’a da yurt dışına çıkış yasağı getirildi.FaynFaynFon skandalı neden hepimizi ilgilendiriyor? Ekonomiyi nasıl etkileyecek?Trilyonlarca liralık kaybın ardından ilk risk, ekonominin yavaşlaması. Nitekim yerli ve yabancı uzmanlar, Türkiye ekonomisi için büyüme öngörülerini, skandal sonrası aşağı yönlü revize etmeye başladı.FaynFaynFon skandalında hangi tedbirler alınıyor? Etkin pişmanlık şartı ne?Fon krizinde sorumluların tespit edilmesi için Devlet Denetleme Kurulu görevlendirildi. SPK, yatırım fonlarında tasfiye kararı öncesindeki satışlardan elde edilen fahiş kazançları gönüllü olarak ade etmek isteyenler için “isteğe bağlı iade hesapları” açıldığını duyurdu.FaynFaynFonlara para koyanlar parasını geri alabilecek mi?SPK, 1 Ekim’de piyasayı kısmen rahatlatan bir karar aldı. Tasfiye sürecinin uzun sürecek olması nedeniyle, para piyasası fonlarını ve küçük yatırımcıları önceliklendiren bir ara ödeme mekanizması duyuruldu.FaynFaynFon skandalında iktidar ve muhalefet ne diyor?Fon skandalı sonrası AK Parti’de “Kol kırılır yen içinde kalır” kuralı bitti mi? Partide, bürokraside, hükümette değişikliğe gidilir mi? Muhalefette hangi parti fon krizine nasıl tepki verdi?FaynFayn fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin ve tüm içeriklerimize sınırsız erişin. Abonelik seçeneklerini inceleyin_****.****_
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 01/10/2026
Fon skandalı sonrası AK Parti'de "Kol kırılır yen içinde kalır" kuralı bitti mi? Partide, bürokraside, hükümette değişikliğe gidilir mi? Muhalefette hangi parti fon krizine nasıl tepki verdi?
fayn.press
Fon skandalında iktidar ve muhalefet ne diyor?
AK Parti, 24 yıllık iktidarının en zorlu kriziyle karşı karşıya… Fon krizinde bahsi geçen üst düzey isimlerin hemen hepsinin AK Partililerden veyahut AK Partililerle ilişkili kişilerden oluşması, mağdurların sayısının 455 binden fazla olması toplumda ciddi bir tepkinin doğmasına sebep oluyor. Kriz patlar patlamaz, AK Parti’den bildik “Kim olursa olsun sonuna kadar gidilecek” açıklamaları yapıldı. Hem hükümet hem de partiden yapılan açıklamalarda, ekonominin tamamını etkilemediğinin altı özellikle çizilerek, olayın kontrol altında olduğu izlenimi verilmeye gayret edildi. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarına eklenen “yanlış yapanı temizleme ve yola devam etme” vurgusu da dikkat çekti. Erdoğan’ın başkanlığında yapılan kriz toplantıları meseleyi ne kadar önemsediğinin göstergesiydi. Hatta bunlardan ilkini, ABD dönüşünde ayağının tozuyla yaptı. Ama 28 Eylül’deki kabine toplantısı sonrası, Cumhurbaşkanı Erdoğan fon krizine değinirken konuyu yine muhalefete bağlamaktan da geri durmadı: _“İster piyasa manipülasyonu ile ister borsa oyunlarıyla, ister yolsuzlukla her kim milletin hakkına el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur. Bizim kırmızı çizgimiz aziz milletimizdir. Biz ne hak yeriz ne de vatandaşın hakkını yiyenlere izin veririz. Hak yiyenleri savunma yoluna asla gitmeyiz.”_ 29 Eylül’de ise ekonomi kurmaylarıyla yapılan toplantı sonrası Cumhurbaşkanı Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirdiğini ve tasfiyesine karar verilen fonlara ilişkin süreci koordine etmek için Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın başkanlığında tam yetkili bir kurul oluşturduklarını söyledi. 1 Ekim’de Saray’a en yakın gazetecilerden Abdülkadir Selvi, AK Parti’nin 6 Ekim Salı günü Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için teklif vereceğini yazdı. İktidar ortağı MHP’nin tepkisi ne oldu? AK Partili Bakan Kaya’nın “görevden affını” istediği 26 Eylül’de MHP lideri Devlet Bahçeli, Saral ve Şahin ailesi arasındaki 20 yıllık husumeti sonlandırmak üzere makamına davet etmişti.  Bahçeli fon krizine dair sessizliğini birkaç gün sonra, 29 Eylül’de yaptığı yazılı açıklamayla bozdu. “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve hükümetimizin arkasındayız” diyen Bahçeli, meselenin Erdoğan’ı yıpratmaya yönelik bir kampanya olduğunu savundu. Ayrıca finansal piyasaların istikrarının korunması ve küçük yatırımcıların mağdur edilmemesine gerektiğini vurgulayarak sorumluların hukuk önünde hesap vermesi çağrısında bulundu. ## İktidara yakın medyada krizi büyütmeme tavrı ve uyarı mesajları Ancak herkesin aklında aslında benzer sorular var: Ne oldu da bu kriz patladı? Aylardır hatta belki de yıllardır pek çok kişinin bildiği usulsüz işlemlere nasıl göz yumulabildi? İktidara yakın veyahut yakın izlenimi veren birilerinin “olur”u olmadan bu denli büyük meblağların döndüğü işlemler, operasyonlar yapmak mümkün olabilir miydi? Bu kişiler kimlerdi? Muhalefetin iddiaları doğru mu? Bu sorulara komplo teorilerinin ya da dedikoduların ötesinde yanıt alma ihtimalimiz maalesef bu topraklarda çok düşük. Ancak iktidara yakın medyadaki bazı yazılardan, sosyal medyada yapılan bazı açıklamalardan kimi senaryolar üretmek mümkün. Öncelikle iktidara yakın medyada olayı "siyaset üstü" bir mesele olarak sunma, iktidarın kurumsal sorumluluğunu reddetme ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "hesap sorma" iradesini ön plana çıkarma stratejisi görülüyor. Ancak skandalın toplumsal karşılığının çok ciddi olduğu ve hafife alınmaması gerektiğine dair bazı yazılar da öne çıkıyor. Bu krizde sonuna kadar gidilmesi ve fon dolandırıcılığına bir şekilde müdahil olmuş AK Parti’ye zarar veren kişilerin hepsinin cezalandırılması gerektiği de ifade ediliyor. AK Parti eski milletvekili, 2007-2015 yılları arasında Erdoğan’ın metin yazarlığını da yapan Aydın Ünal da yazısında, Erdoğan’a yönelik bir tuzak ihtimaline değiniyor: “Finans kriziyle, Erdoğan’a yöneltilmesi muhtemel saldırı, tüm diğer öncekilerden farklı: Bu sefer tuzak içerden kurulmuş olabilir; ya da içerden birilerinin hatası, Erdoğan’a tuzak olarak dönebilir.” Yeni Şafak’ta Ersin Çelik’in yazısı da Ünal’a gönderme yaparak toplumdaki rahatsızlığı görmenin gerekli olduğunun altını çiziyor, olayı hafife almanın çok ciddi sonuçları olabileceğine işaret ediyor: “İçeride birileri iktidara yakın durarak veya yakın görünerek halkın birikimine çökerse; bunun hesabı ikna edici biçimde sorulmaz, mağduriyetler giderilmez, piyasalara çeki düzen verilmez ve makamların emanet edildiği isimler gözden geçirilmezse çok büyük bir siyasi kırılma olur. Çünkü halkın politikaya olan inancı ağır hasar alır. Özellikle de yeni nesli kimse ikna edemez. Kaygımın zirve noktası ise şu: Biriken güvensizlik, Ukrayna’da olduğu gibi, siyasetin dışından gelen bir ismin ülkenin başına geçmesinin önünü açabilir.” AKP eski milletvekili Şamil Tayyar ise fon krizini “finans sektörünün 15 Temmuz’u” olarak tanımlıyor ve _"_ Sistem yıkılmadı ama ağır hasar aldı. 15 Temmuz sonrası nasıl darbe üreten hükümet sisteminde değişikliğe gidildiyse finans sektöründe de sistemik dönüşüme ihtiyaç var, hem de hızlıca. Çünkü toplumsal öfke kabarıyor. Vakit daralıyor" diyor. Tayyar ayrıca olağanüstü büyük kongre çağrısı da yaptı. _“Bu bağlamda; -Olağanüstü Büyük Kongreyi toplayarak MKYK ve MYK yeniden şekillendirilebilir. -Bakanlar Kurulu revize edilerek yeni bir heyecan ateşi yakılabilir. Fon krizinde ihmali veya sorumluluğu olan bürokratlardan başlayarak bürokraside genel bir değişikliğe gidilebilir.”_ Gazeteci Abdülkadir Selvi de 1 Ekim’de “Erdoğan işaret verdi, temizlik geliyor” başlıklı köşeyazısında, AK Partililerin sorumluların bulunup hesap sorulmasını istediklerini hatta kellelerin koparılacağı; partide, bürokraside ve kabinede değişiklik talebinin güçlendiğini yazdı. ## “Kol kırılır yen içinde kalır” devri bitti mi? Şurası kesin, genellikle “Kol kırılır yen içinde kalır” düsturunun hakim olduğu AK Parti çevrelerinde bir kırılma, bir ayrışma var. Bu skandalın patlamasının da iktidar çevreleri arasındaki bir kavgadan ötürü çıktığı da iddialar arasında… Ankara’da kulaktan kulağa partiden Beştepe’ye kadar birçok AK Partil’nin ismi dolaşıyor ancak bunların hangileri soruşturmaya konu olacak bilinmiyor. Mesnetli mesnetsiz bin bir söylenti arasında doğruyu bulmak güç, bu nedenle de somut bilgilerin izini sürmek daha güvenilir bir yöntem. Soruşturmayı yürüten Adalet Bakanı Akın Gürlek ile ilgili olarak Türkiye İşçi Partisi milletvekili Ahmet Şık’ın dile getirdiği iddialar da, AK Parti içinde var olduğu öne sürülen gruplar arası çekişmenin bir işareti olarak değerlendiriliyor. Gürlek’in eşinin Sermaye Piyasası Kurulu üyesi oluşu ve bu nedenle hakkaniyetli bir soruşturma sürdürülemeyeceğine dair yorumlar da yapılıyor. Ankara kulislerinde soruşturmanın ilerlemesini ve sönümlenmesini isteyenler arasında ciddi bir mücadele olduğu anlaşılıyor. Ama bu kez tarafların ikisinin de AK Partili olması önemli… ## Kriz AK Parti’yi sarsar mı? Günlerdir pek çok gazeteci bu sorunun yanıtını arıyor. Krizin AK Parti’yi sarsabileceği, etkilerinin daha uzun süre devam edeceği hemen herkesin kabulü… Ancak bugüne kadar karşılaştığı tüm krizlerin üstesinden gelen Erdoğan’ın bu kez kendi seçmen kitlesini ikna edip edemeyeceğini şimdiden öngörmek güç. Murat Yetkin’e göre iktidarın önünde iki seçenek var: “İktidar ya bu krizi gerçekten bir ‘temizlenme’ fırsatı görüp; – Gerçekten kimsenin kayrılmasına izin vermeyecek, – Söz verildiği gibi nereye, kime giderse gitsin yolunu açacak, – TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un “ekonomik güvenlik” saptamasında olduğu gibi yerli ve yabancı yatırımcının zedelenen güvenini kazanma yoluna gidecek. Ya da parti teşkilatını daha fazla ürkütmeme yanılsamasıyla ; – ‘Temizlik de bir yere kadar’ diyenlere kulak verecek, – AK Parti’den (siyasetçi ya da bürokrat, teknokrat, gazeteci, vb) henüz bizim bilmediğimiz (ama savcıların bildiği) ve çıkması muhtemel isimleri cezalandırmanın muhalefetin işine yarayacağı endişesiyle hareket edecek, – Pansuman tedbirleri ve parlak söylemlerle yangını söndürüp yeni krizlerin seçimden önce patlamaması için dua edecek.” ## Soruşturma AK Parti’de nereye kadar uzanabilir? Fatma Betül Sayan Kaya’dan sonra Hayati Yazıcı’nın oğlunun da soruşturmada adının geçmesi, daha pek çok ismin sırada olduğuna dair söylentiler iktidar kanadında huzursuzluk yaratıyor. Yürütülen soruşturmanın nerelere gideceği merak konusu. Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre, skandala adı karışan bakanlık, bakan yardımcılığı, milletvekilliği yapmış isimler olduğunu belirterek iktidara “Bunları siz açıklayın, bize bırakmayın” dedi. AK Parti’nin kendi içinden de gelen “sonuna kadar gidilsin” mesajları yerini bulacak mı, zaman gösterecek. Ancak bugüne kadarki durum şöyle özetlenebilir. 1 Ekim 2026 itibariyle eski bakan, milletvekili ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi hakkında bir gözaltı vs kararı yok, sadece malvarlıklarına dondurma kararı geldi. Önceki gün, Kaya çiftinin 2.2 milyar TL’yi iade ettiğine dair haberler çıksa da doğrulanmadı. 30 Eylül akşamı, bir anda sosyal medyada, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın da aralarında olduğu 30 ismin malvarlıklarının dondurulduğu haberi paylaşılmaya başlandı. Başsavcılığın yayımladığı belge sosyal medyada dolaşırken, beş saat içerisinde Mustafa Yazıcı dahil beş kişinin malvarlıklarını dondurma kararı kaldırıldı, yurtdışı çıkış yasağı, adli kontrol şartı getirildi. ## Muhalefet ne diyor?**** Muhalefet partileri Borsa İstanbul’daki sert düşüşten ve SPK’nın 131 fonu tasfiyesinden sonra harekete geçti. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, 18 Eylül’de uluslararası yasa dışı forex dolandırıcılığı operasyonuna değindi: “Fon kapalı olduğu dönemde 948 kat değer kazanırken parasına para katıp, sonra fonu açarak ellerindeki hisseleri millete çakıp parayı alıp kaçanlar bugün devlet adına açıklama yapmaya başlamışlar. Tera Fon kapalıyken, siz hisseleri yükseltirken o fonda kimlerin hisseleri vardı? Açıklayabiliyor musunuz?" TİP Milletvekili Ahmet Şık 21 Eylül’de konuyu Meclis’e taşıyan isim oldu ve Hazine Ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi verdi. Şık bu önergede Adalet Bakanı Akın Gürlek’in de aralarında bulunduğu bazı isimlerin Tera Portföy’ün TLY kodlu fonunun kapalı olduğu dönemiyle ilişkilerinin araştırılmasını istedi. Aynı gün İYİ Parti’den de bir açıklama geldi. Parti kurmayları, ekonomi yönetiminin 2025'in sonundan beri bu manipülasyondan haberdar olduğunu ancak zamanında müdahale etmediğini, bu şekilde zararın büyümesine göz yumulduğunu iddia etti. Fon vurgunu, Yeni Parti’nin Sözcüsü Zeynel Emre’nin ifşası ile boyut değiştirdi. 26 Eylül’de partisinin ilçe kongresinde konuşan Emre, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın dört ayda borsa işlemlerinden milyar liralık kazanç elde ettiğini açıkladı. Emre, tarihleriyle birlikte yapılan işlemleri paylaşırken _"Birileri kulağına fısıldamış gibi peş peşe paraları çekmişler"_ diyerek içeriden bilgi sızdırıldığını (_insider trading_) vurguladı. Ortalık yangın yerine dönmüştü. TİP milletvekili Ahmet Şık, 28 Eylül akşamı X’teki paylaşımlarıyla Akın Gürlek, Gürsel Tekin, Süzerler, SPK ve AKP’li iş adamı Davut Yasin Bilen arasındaki ilişkilere dair iddiaları gündeme getirdi. Şık, fon krizinin yanı sıra Gürlek çiftinin Ritz Carlton’da kiraladıklarını iddia ettiği daireye ilişkin sorular da yöneltti.  DEM Parti de 28 Eylül’de fon krizine dair yazılı açıklama yaparak "ülke tarihinin en büyük vurgunlarından ve yolsuzluklarından biri" nitelemesini yaptı. Meselenin birkaç kişiyle sınırlı olmadığını sistemsel bir yağma düzeni olduğunu savunan Parti, kamu kurumlarının sorumluluğuna dikkat çekti. Bu arada YENİ Parti Milletvekili Murat Emir, Tera Bank'ın varlıklarındaki olağan dışı artışlar ve kredi portföyüne ilişkin Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yanıtlaması istemiyle 15 soruluk bir önerge verdi. Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Fatih Erbakan ise ilk tepkisini 29 Eylül’de X hesabından gösterdi: “Bu soygunun siyasi sorumluluğunu kim üstlenecek? Birkaç yandaş aileyi ifşa etmekle bu hesap kapanmaz. 'Sayın Cumhurbaşkanı çok öfkeli' demekle sorumluluk bitiyor mu?!" paylaşımı yaptı. Erbakan, fon krizinin çözümü için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını istedi. 30 Eylül’de muhalefet partilerinin bir kısmı, vurguna dair basın toplantıları düzenledi. TİP’in basın toplantısında sözü alan milletvekili Şık, mevcut zararın 20 milyar doların üzerinde olduğunu, bunun altı ay içinde 100 milyar dolara çıkabileceğini Bakanlığın ön gördüğünü belirterek, “Çok daha büyük bir çığ düşeceğini görerek kontrollü bir patlatma yapılmıştır” dedi. Aynı gün YENİ Parti Genel Başkanı Özel de bir basın toplantısı düzenledi ve ortaya çıkan tabloyu “AK Parti’nin saadet zinciri” olarak nitelendirdi. Özel, Cumhurbaşkanı’na istifa çağrısı yaparken de şunları söyledi: _"Hepsi Erdoğan'ın ekibi. Tamamının atamasının altında aynı mürekkep, aynı imza var: Recep Tayyip Erdoğan. Burnunun ucunu göremeyenden, bu işlerden haberi olmayandan cumhurbaşkanı olmaz"._ Bir diğer açıklama da Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’dan geldi. “Bir açgözlü çete, kişisel menfaatleri için doymak bilmeyen hırsıyla Türk milletine, Türk ekonomisine ağır zarar vermiştir. Bunlar bir suç şebekesidir. Bunları iş insanı olarak görmemek lazım” diyen Özdağ, parti merkezinde konuyu takip etmek üzere bir komisyon oluşturduklarını açıkladı. Aynı gün İYİ Parti heyeti, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) binası önüne giderek basın açıklaması yaptı ve ihmali bulunan kamu görevlileri hakkında resmen suç duyurusunda bulundu.  Peki tüm bunlar olurken CHP ne yaptı? Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanı atanan Kemal Kılıçdaroğlu, X hesabından 27 Eylül'de yaptığı açıklamada, "Vatandaşın yıllarca biriktirdiği alın terinin hesabı sorulmalıdır. SPK, denetim sorumluluğunu nasıl yerine getirdiğini, hangi riski ne zaman gördüğünü ve hangi tedbiri aldığını açıklamalıdır" dedi. Kılıçdaroğlu’nun başka açıklaması olmadı. Öte yandan CHP Genel Başkan Yardımcısı Cemal Canpolat “7’li borsa çetesi” adını verdikleri fon krizi sorumlularını ilk kez gündemine alan parti olduklarını iddia etti. 🦉 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 01/10/2026
SPK, 1 Ekim’de piyasayı kısmen rahatlatan bir karar aldı. Tasfiye sürecinin uzun sürecek olması nedeniyle, para piyasası fonlarını ve küçük yatırımcıları önceliklendiren bir ara ödeme mekanizması duyuruldu.
fayn.press
Fonlara para koyanlar parasını geri alabilecek mi?
Tasfiye kararı alınan 131 fonun krizin patladığı 16-17 Eylül tarihlerindeki son açıklanan verilere göre toplam portföy değeri 800 milyar TL idi. Tasfiye kararı alınmayan ancak işleme kapatılanlar da eklendiğinde fon sayısı 223’e, fon tutarı da 1,1 trilyon liraya (yaklaşık 22,5 milyar dolar) ulaşıyor. Altı ay içinde tasfiye edilmesi öngörülen ve son tutarı 781,4 milyar TL olan fonlardaki paranın yüzde 54’ü hisse senetlerindeydi ve bu hisselerin önemli bölümünün değeri de krizin patlak vermesinin ardından geçen iki haftada çakıldı. Bu durumda fonlar tasfiye edilirken, yani bu fonlardaki varlıklar nakde çevirilirken, toplam değer giderek azalıyor. Yani, bu fonlara para koyanlar, özellikle de hisse ağırlıklı serbest fonlarda kilitli kalanlar ciddi düzeyde para kaybı yaşayacak. En çok kaybı yaşayanlar ise, trene en son binen ve “küçük yatırımcı” olarak bilinen sıradan vatandaşlar olacak. Açılan soruşturmalar kapsamında etkinlik pişmanlık ve mal varlıklarına el koyma yoluyla havuzda toplanan paranın, mağdurlara aktarılıp aktarılmayacağı, aktarılacaksa da hangi yöntemle ne oranda aktarılacağı henüz belli değil. Öte yandan, SPK, 1 Ekim’de piyasayı kısmen rahatlatan bir karar aldı. Tasfiye sürecinin uzun sürecek olması nedeniyle, para piyasası fonlarını ve küçük yatırımcıları önceliklendiren bir ara ödeme mekanizması duyuruldu. Bu karara göre, tasfiye süreci devam eden fonlar için mutabakat işlemleri tamamlanmış olan tüm katılma payı sahiplerine, tasfiye neticesinde hak kazanacakları nihai tutardan mahsup edilmek üzere "ivedilikle" bir ara ödeme gerçekleştirilecek. Söz konusu ara ödemelerin hesaplanmasında net yatırım tutarları esas alınacak. Her bir yatırımcıya her bir fon için ayrı ayrı olmak üzere ödenecek ara ödeme tutarı 1 milyon TL’yi aşmayacak. Ara ödeme karşılığı herhangi bir katılma payı iade işlemi yapılmayacak, söz konusu katılma payları nihai tasfiye ödemeleri sırasında iade edilecek.Getirilen bu ek tasfiye usulünün, öncelikli olarak para piyasası fonlarından başlamak üzere tatbik edilmesine karar verildi. Fonlar dışında, değerleri koordineli şekilde şişirilmiş ve krizle birlikte çakılmış hisselere doğrudan yatırım yapmış yüz binlerce vatandaş da büyük kayıp yaşıyor. Bu kişilerin mağduriyetinin nasıl giderileceğine dair ise henüz hiçbir açıklama yapılmadı. 🦉 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 01/10/2026
Fon krizinde sorumluların tespit edilmesi için Devlet Denetleme Kurulu görevlendirildi. SPK, yatırım fonlarında tasfiye kararı öncesindeki satışlardan elde edilen fahiş kazançları gönüllü olarak ade etmek isteyenler için "isteğe bağlı iade hesapları" açıldığını duyurdu.
fayn.press
Fon skandalında hangi tedbirler alınıyor? Etkin pişmanlık şartı ne?
17 Eylül’de haklarında tasfiye kararı verilen 131 fonun tasfiyesi görevi Ziraat Bankası ve İş Bankası’na verildi. Söz konusu fon şirketleri ile hisseleri manipülatif şekilde hareket eden şirketlerin yöneticilerinin de bulunduğu isimler gözaltına alındı, operasyonda yeni dalgalar oldukça gözaltılar da tutuklamalar da artıyor. 1 Ekim itibariyle tutuklu sayısı 61 idi. Birçok ismin malvarlığına da tedbir kararı alındı. 29 Eylül’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında yapılan zirvenin ardından Fon Koordinasyon Kurulu oluşturuldu. Kurulun amacı, resmî açıklamaya göre, tasfiye sürecinin yatırımcıların meşru hakları ve kamu yararı gözetilerek hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi. Kurulun başkanı da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz. Adalet Bakanı Gürlek, suçtan elde edildiği tespit edilen malvarlığı değerlerinin, kanunun öngördüğü usuller çerçevesinde TMSF bünyesinde oluşturulacak fona aktarılmasına yönelik hukuki süreçlerin de işletileceğini açıkladı. Devlet Denetleme Kurulu (DDK) da inceleme ve denetim sürecini başlattı. Ancak bu noktada başka bir tartışma başladı. DDK’nın Başkanı Salih Tanrıkulu bu göreve 7 Haziran 2024’te atandı. Ancak Tanrıkulu 29 Eylül’e kadar Borsa İstanbul’da Yönetim Kurulu Başkanvekili ve bağımsız yönetim kurulu üyesiydi. Aynı zamanda Borsa İstanbul Denetim Komitesi Başkanlığı’nı da yapıyordu. Tanrıkulu’nun 29 Eylül’e kadar üst düzey görevlerde bulunduğu Borsa İstanbul, manipülatif işlemleri nasıl fark etmediği, fark ettiyse neden engel olmadığı gibi soruların muhatabı. Tanrıkulu ise DDK Başkanı olarak şimdi bu iddiaları soruşturacak. Bu durum tartışma konusu. ## Etkin pişmanlık şartı ne? Fon skandalında haksız kazanç elde edenler, kazandıkları parayı iade edip bu işten kurtulabilir mi? İşin ceza soruşturması boyutu farklı ama parasal olarak bakarsak görünen o ki haksız kazancı iade etmek durumu kurtarmıyor. SPK, 25 Eylül’de Özata Denizcilik hisselerindeki işlemlerle ilgili çeşitli isimler hakkında suç duyurusu, işlem yasağı ve lisans iptallerini açıkladı. Bunu yaparken de açıklamanın ilk sayfasının altına, SPK kanununa göre, hakkında suç duyurusu kararı alınan şahısların etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmesi için gerekli şartları hatırlattı. Buna göre 500 bin Türk Lirasından az olmamak üzere, elde ettiği veya elde edilmesine sebep olduğu menfaatin iki katı miktarı paranın, kurul kararından itibaren 15 gün içinde Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın e-tahsilat hesabına ödenmesi gerekiyor. Yani kazanç elde edenler değil sadece söz konusu olan. Elde edilmesine sebep olanlar için de şartlar ağır. Öte yandan SPK, yatırım fonlarında tasfiye kararı öncesindeki satışlardan elde edilen fahiş kazançları gönüllü olarak ilgili fona iade etmek isteyenler için TMSF adına "isteğe bağlı iade hesapları" açıldığını duyurdu. 🦉 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 01/10/2026
Trilyonlarca liralık kaybın ardından ilk risk, ekonominin yavaşlaması. Nitekim yerli ve yabancı uzmanlar, Türkiye ekonomisi için büyüme öngörülerini, skandal sonrası aşağı yönlü revize etmeye başladı.
fayn.press
Fon skandalı neden hepimizi ilgilendiriyor? Ekonomiyi nasıl etkileyecek?
Türkiye tarihinin en büyük finans skandalı, bir anlamda “borsanın Susurluk’u” yaşanıyor. Sermaye, borsa, siyaset üçgeninde milyonlarca vatandaş doğrudan, tüm Türkiye ise dolaylı olarak mağdur edildi. SPK açıklamasına göre, hakkında tasfiye kararı verilen 131 fonda toplamda 455 bin tekil yatırımcı bulunuyor. Aileleriyle birlikte düşünüldüğünde 2 milyon kişinin krizden doğrudan etkilendiğini söyleyebiliriz. Krizin ilk halkasındaki bu kişiler, fonlara koydukları parayı ne kadar zamanda ve ne oranda geri alabileceklerini bilmeden bekliyor. Krizin ikinci halkasında ise sayıları 6 milyonu aşan genel borsa yatırımcısı geliyor. Bu kişiler de süreçten doğrudan etkilendi, yani ceplerindeki para eksildi. Balonun patladığı son iki haftada, borsadaki gösterge endeks olan BIST 100, yüzde 14 değer kaybetti. Borsadaki tüm hisseleri kapsayan BIST TUM endeksi eylül ayını yüzde 20 ekside kapatarak, son 18 yılın en kötü aylık performansına imza attı. Borsa İstanbul’daki tüm şirketlerin toplam piyasa değerli eylülde yaklaşık 96 milyar dolar (4,5 trilyon lira) eridi. Bu kaybın 27 milyar dolarlık kısmı, BIST 100 hisselerinden kaynaklandı. Borsadaki 28 şirket, son 10 seansın tamamında günü tabanda, yani yüzde 10 ekside kapattı. Dolayısıyla yüksek enflasyon ortamında son yıllarda borsaya hücum eden milyonlarca kişi, eylülde büyük kayıp yaşadı. Katılımcı sayısı hızla artan yatırım fonlarının piyasa değeri ise eylül ayında 3 trilyon lirayı aşan kayıpla 10 trilyon liradan 6,9 trilyon liraya geriledi. Üstelik skandalın merkezindeki şirketlerin hisselerine sadece “finansal okur yazarlığı” olmadığı söylenen sıradan kişiler değil, birçok yerli ve yabancı şirket de para yatırmıştı. Örneğin, dünyanın en büyük varlık fonu olan Norveç Varlık Fonu’nun da 30 Haziran itibarıyla skandalla çakılan 10 hissede toplamda 208 milyon dolarlık varlığı bulunuyordu. Borsada ya da fonlarda parası olmasa da Türkiye’nin tamamı, bu krizden etkileniyor ve/veya etkilenecek, çünkü bu sürecin ekonomiye kısa ve orta vadeli etkileri olacak. ## Ekonomiye etkisi ne oldu?**** Milyarlarca dolar el değiştirdi. Şebekenin içinde yer aldığı iddia edilen birçok kişinin mal varlıkları için tedbir kararı alınsa da paranın önemli bölümünün başka kişilere ve başka ülkelere aktarıldığı yönünde işaretler var. Trilyonlarca liralık kaybın ardından ilk risk, ekonominin yavaşlaması. Nitekim yerli ve yabancı uzmanlar, Türkiye ekonomisi için büyüme öngörülerini, skandal sonrası aşağı yönlü revize etmeye başladı. Raporlarda, servet etkisi nedeniyle yurt içi talebin gerilemesinin muhtemel olduğuna işaret ediliyor. Büyümenin yavaşlaması, zaten yüzde 30’u aşan işsizliğin daha da yükselmesi tehlikesini beraberinde getiriyor. İkinci risk, servet kaybı nedeniyle bankalardaki sorunlu kredilerin artması. Yüksek faiz etkisiyle zaten yüksek olanlı ihtiyaç kredileri ve kredi kartlarındaki batık oranının, bir başka ifadeyle borçlarını geri ödeyememeleri nedeniyle yasal takibe alınan kişi sayısının artması beklenebilir. Üçüncü risk, borsa ve fonlardan kaçan paranın döviz ve altına yönelmesi. Yüksek faiz nedeniyle ilk iki hafta itibarıyla dövize yönelme sınırlı kaldı ancak yastık altı döviz ve altına yöneliş riski sürüyor. Bu risklerin ne ölçüde gerçeğe dönüşeceği, ilgili otoritelerin fon tasfiye süreci ve genel olarak finansal piyasaların işleyişi ile ilgili atacağı adımlar belirleyecek. Sorunu büyüten bir başka faktör, bu skandalın, dünya ve Türkiye ekonomisindeki risklerin ve belirsizliklerin arttığı bir dönemde yaşanması oldu. Kuzeyimizde ve güneyimizde savaşın devam ettiği, enerji fiyatlarının yüksek seyrettiği, dolar faizinin yükseldiği, 3 yıldır devrede olan mevcut ekonomik programa dair tepkilerin arttığı bir dönemde kırılgan tabloya, büyük bir finansal skandal eklenmiş oldu. Öte yandan yatırım fonlardaki kriz, emeklilik fonlarını da etkiledi. Ağustos sonunda 2 trilyon 614 milyar lira olan emeklilik fonlarının toplam değeri, eylül sonunda 2 trilyon 548 milyar TL’ye geriledi. Eylül’ün son iki haftasında kayıp 66 milyar lirayı aştı. BEFAS’a (Bireysel Emeklilik Fon Alım Satım Platformu) açık emeklilik fonlarında 11 Eylül ile 30 Eylül tarihleri arasında toplamda 7,7 milyar TL’lik nakit çıkışı dikkat çekti. Emeklilik fonlarındaki değer kaybının büyük oranda hisse değeri kayıpları kaynaklı, çıkışların da hem güven kaybı hem de nakit ihtiyacı kaynaklı olabileceği tahmin edilebilir. 🦉 Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi şuraya alalım.
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 01/10/2026
Eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci'nin de ‘fon mağduruyum’ diye yörüngeye girmesinin ardından, AKP'nin geçmişteki seçim kampanyalarını yürüten ve 13 Ocak - 23 Haziran 2025 tarihleri arasında Tera Yatırım yönetim kurulu üyesi olan eski milletvekili Ertan Aydın'a da yurt dışına çıkış yasağı getirildi.
fayn.press
Fon skandalında soruşturma nereye gidiyor?
Eylül biterken adliyedeki mesai epey hızlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu, 30 Eylül'de beşinci dalga operasyonu başlattı. 34 kişi hakkında arama ve gözaltı kararı çıkarıldı. Bu son dalgayla beraber soruşturmanın başından beri dosyaya giren şüpheli sayısı 217'yi buldu. Tutuklu sayısı 60’ı geçti. Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel ve Tera Yatırım CEO'su Emir Münir Sarpyener tutuklandı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, suçtan elde edildiği kesinleşen mal varlıklarının, yasal süreçlerin ardından TMSF bünyesinde oluşturulacak bir fona aktarılacağını belirtti. Spekülatif ve manipülatif işlem gördüğü saptanan 26 hisse senedi şu an mercek altında. Aklama Suçları Soruşturma Bürosu, kısa sürede olağandışı kazanç sağlayan hesapların işlem geçmişini, arka plandaki para hareketlerini ve gizli bağlantılarını inceliyor. Eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci'nin de ‘fon mağduruyum’ diye yörüngeye girmesinin ardından, AK Parti'nin geçmişteki seçim kampanyalarını yürüten ve 13 Ocak - 23 Haziran 2025 tarihleri arasında Tera Yatırım yönetim kurulu üyesi olan eski milletvekili Ertan Aydın'a da yurt dışına çıkış yasağı getirildi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı'nın oğlunun malvarlığına getirilen tedbir kararının başsavcılık tarafından çok kısa sürede kaldırılmasından hemen sonra**** AKP'nin eski MKYK üyesi Mücahit Birinci**'** den dikkat çeken bir açıklama geldi. Birinci, _“Siyaseten 'bana ne oğlumdan' demek inandırıcı olmayacaktır”_ dedi. Birinci, daha sonra paylaşımını kaldırdı. 🦉 Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. Şimdi abone ol!
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 01/10/2026
Fon skandalına ilişkin soruşturmada Fatma Betül Sayan Kaya'dan Alkin Kardeşler'e pek çok isim gündeme geldi. Peki şu ana kadar hangi isimler, ne suçlamalara konu oldu?
fayn.press
Fon skandalında hangi isimler, neden öne çıkıyor?
## Emre Tezmen Soruşturmadaki en kritik isimlerden biri. Zira, SPK tarafından el konulan ve tasfiyesine karar verilen toplam 131 yatırım fonundaki paranın yaklaşık yüzde 65’i sahibi olduğu Tera Portföy'e ait fonlarda yoğunlaşıyor. 53 yaşında. Tera Yatırım’ı 2005'te satın aldı. Yatırım bankacılığı, portföy yönetimi ve faktoringe uzanan bir yapı kurdu. Tera Yatırım Bankası'nın yüzde 95'ine sahip. Türkiye’deki 43 dolar milyarderinden biri. Forbes’un 10 Mart 2026’da açıkladığı en zenginler listesinde 1,3 milyar dolarlık bir serveti olduğu yazılı. Aynı zamanda Tezmen, 3 Ağustos 2023’ten kriz patlak verene kadar sermaye piyasalarının en kritik kuruluşu sayılan, yatırım fonu katılma paylarının ve yatırımcı bilgilerinin merkezi kayıt ve izleme altyapısını işleten Merkezi Kayıt Kuruluşu’nda (MKK) yönetim kurulu üyesiydi. 19 Eylül 2026'da gözaltına alındı, 23 Eylül’de tutuklandı. Ticari faaliyetlerinde dolandırıcılık, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefetten suçlanıyor. Tezmen’in portföy yönetim şirketinin bünyesindeki fonlarda toplanan milyarlarca liralık paranın, Tera Grubu'nun kendi hisse fiyatlarını manipülasyonla yükseltmek amacıyla kullanıldığı iddia ediliyor. Savcılık sorgusunda, şirketin değerinin nasıl olup da 1,4 milyardan 280 milyar liraya çıktığı soruldu. Tezmen, “Bu bedel hâlâ ucuz” dedi. Tera Grubu’nun değerinin iki yılda 9 milyar liradan 620 milyar liraya çıkmasını ise “yatırımcı güveni” olarak yorumladı. ## Oğuz Tezmen Emre Tezmen’in babası. Tutuklu isimler arasında değil ama adı gündemde. Tera Yatırım’da yüzde 25,17’lik payı var. O da oğlu gibi Forbes’un 2026’nın dolar milyarderleri listesinde. 1,1 milyar dolar servetinin olduğu yazılı. Forbes Türkiye’nin haberinde baba-oğul Tezmenlerin listeye bu yıl tepeden girmesine dikkat çekilmişti. Baba Tezmen geçmişte Maliye Bakanlığı’nda bürokratlık, Milli Piyango Genel Müdürlüğü, Türk Telekom ve çok kısa süre de olsa THY Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı. O dönem, seçim öncesi partili Ulaştırma, İçişleri ve Adalet Bakanları görevlerinden ayrılır, yerlerine bağımsız isimler hükümete girerdi. Tezmen de bu şekilde 31 Ekim 1995 itibariyle yaklaşık beş ay Ulaştırma Bakanlığı görevinde bulundu. 1999’da da DYP’den Bursa milletvekili oldu. Şimdi Oğuz Tezmen ile ilgili eski dosyalar da tartışılıyor. Yeniden gündeme gelen haberlere göre, Tezmen’in adı dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in 1998’de çıkarılan _Nereden Buldun Yasası_ kapsamında konuşulmuştu. Savcılık belgesinde, o dönem Belçika’da bulunan oğlu Emre Tezmen’in üzerindeki bazı varlıkların Oğuz Tezmen tarafından beyan edilmediğinin belirlendiği ileri sürüldü. Yurt dışında villaları olduğu yönünde iddialar da vardı. Baba Tezmen, "25 yaşındaki reşit oğlumun mal varlığını bilmem mümkün değil" diye kendini savunmuştu. ## Muhammed Yarız Medipol Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nden mezun, 28 yaşında. Pusula Portföy Yönetimi A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı. Zaten fon skandalı da ilk olarak Pusula’da patladı. Yani devrilen ilk domino taşıydı. Yarız, 2021’de AK Parti’nin İstanbul Gençlik Kolları’nda yedek yönetim kurulu üyesiydi. Geçmişte SPK’dan idari para cezası almışlığı da var. Pusula Portföy, 11 Ağustos 2023’te kuruldu. SPK’dan da 6 Aralık 2023’de faaliyet lisansı aldı.Yarız başlarda profesyonel yönetici olarak bulunduğu Pusula Portföy’ün 2024’ten itibaren yönetim kurulu başkanı oldu. Genç yaşına rağmen özel jeti, villaları, McLaren, Bentley, Rolls-Royce, Maybach ve Audi marka lüks araçları var. Hatta piyasa değeri 200-220 milyon TL olan lüks araçlarını operasyondan hemen önce, 7-8 Eylül’de dikkat çekmemek ve el konulmasını önlemek amacıyla dört farklı arkadaşının üzerine devretti. Hem de sadece 26 bin 280 TL satış bedeliyle. Araçlara el konuldu ama bir de yat meselesi var. Başsavcılığın 19 Ağustos’ta SPK’ya yolladığı gizli yazının Yarız’a sızdırıldığı, onun da yatıyla Rodos’a para kaçırıp sonra gizlice Türkiye’ye döndüğü, yatınınsa Rodos’ta kaldığı iddia ediliyor. Üstelik iki ayrı yattan bahsediliyor. Bunlarla para kaçırıldığı öne sürülüyor. Bir de Yarız’ın yine operasyon öncesinde 1 Eylül 2026 tarihinde, İsviçre'deki Edmond de Rothschild Bankası’ndaki hesabına tek seferde yaklaşık 2 milyar 889 milyon TL ve farklı tarihlerde 25 milyon euro ile 970 milyon TL transfer ettiğine yönelik haberler yayınlandı. Hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 26 Şubat 2025’te SPK’ya gönderdiği müzekkere de bulunuyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde gönderilen bu müzekkerede, Yarız’ın bazı sermaye piyasası işlemlerine ilişkin iddiaların ayrıntılı şekilde araştırılması istendi. Muhammed Yarız 15 Eylül’den beri tutuklu. ## Serdar Turhan Muhammed Yarız’ın yönetim kurulu başkanı olduğu Pusula Portföy’ün çatı kuruluşu Pusula Finans Holding’in hisselerinin önemli bir çoğunluğuna sahip. Yine soruşturmanın merkezindeki Katılımevim’in kurucu ortaklarından. Turhan, "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "tacir veya şirket yöneticilerinin nitelikli dolandırıcılığı" ve "kara para aklama" suçlamalarıyla tutuklu. Savcılık ona, Pusula Portföy Yönetim Şikreti’nin para piyasası fonlarındaki paraları kullanarak Katılımevim hisseleri alıp almadığını sordu. Cevabı, “Para piyasası fonunun ne olduğunu ancak bir hafta önce öğrendim” oldu. 2 Ocak 2024 ile 16 Eylül 2026 arasındaki 74 milyar liralık bankacılık işlem hacmi de soruşturuluyor. Ayrıca Turhan ile Muhammed Yarız arasında toplam 1 milyar 928 milyon liralık doğrudan para hareketi araştırılıyor. Bir de Gündoğdu şirketi meselesi var. Turhan’ın grubuna geçmeden önce piyasa değeri 3,5 milyar TL olan Gündoğdu adlı şirketin değeri dikkat çekici bir şekilde arttı. Fakat şirketin hiçbir ticari faaliyeti yoktu. Buna rağmen değeri borsadaki manipülatif işlemlerle 105 milyar TL'ye yükseldi yani 30 kat arttı. Bu da şimdi araştırma konusu. ## Babadan ekonomist kardeşler: Kerem Alkin – Emre Alkin İkisi de ekonomi profesörü. 2013’te hayatını kaybeden ekonomi profesörü Erdoğan Alkin’in oğulları. İkisi de medyatik. Yıllardır sık sık televizyona çıkıyorlar. Son dönemde de Ekotürk’te beraber Alkin & Lakin diye bir program yapıyorlardı. Ve lakin şimdi ikisi de tutuklu. Emre Alkin, temmuz 2026’dan beri Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi. Kerem Alkin ise mayıs 2025’ten beri Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi. Her ikisi de fon skandalı patlamadan hemen önceki günlerde istifa etti. Emre Alkin, “İstifamı yoğunluktan SPK’ya göndermeyi unuttum” dedi. Büyük kardeş Kerem Alkin, daha önce Türkiye Varlık Fonu ve Halk Bankası Yönetim Kurulu üyeliği, Türkiye’nin OECD nezdindeki büyükelçiliği, Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Kurulu üyeliği yaptı. Emre Alkin, Topkapı Üniversitesi rektörü. 2021’de bu göreve atandığında adı Ayvansaray Üniversitesi olan bu kurumun mütevelli heyeti başkanı, soruşturma kapsamında tutuklanan Doğa Sigorta’nın sahibi Nihat Kırmızı’ydı. Üniversite yönetimi 2026’da Tera Grubu’na geçti. Rektör Emre Alkin’in abisi Kerem Alkin de İletişim Fakültesi’nin asaleten, İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nin de vekaleten dekanı. ## Fatma Betül Sayan Kaya Skandalın patlamasının ardından, siyaset sahnesinde koltuğundan olan ilk isim. 26 Eylül 2026 Cumartesi gece yarısına kadar AK Parti Genel Başkan Yardımcısı’ydı, Sosyal Politikalar Başkanı olarak görev yapıyordu. 2015-2023 arasında iki dönem milletvekilliği, 2016-2018 arasında da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yapmıştı. O gün erken saatlerde YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin açıklamasıyla AKP’deki koltuğundan kalkmak zorunda kaldı, fon skandalı gündemin tam ortasına oturdu. Emre’nin açıklamasına göre, Fatma Betül Sayan Kaya ve doktor eşi İlyas Kaya, değerleri şişirilen Özata Denizcilik hisseleriyle bağlantılı işlemler üzerinden akıl almaz büyüklükte bir kâr elde etmişti. İddialara göre, Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya ile nisan ayında Tera Yatırım üzerinden Özata Denizcilik hisseleri aldı. Çiftin tek bir hisseye yatırdıkları toplam para 163 milyon 46 bin TL’ydi. Aldıklarında hisse 250 lira civarındaydı. Skandal patlamadan hemen önce de hisseleri sattılar. Ama aradan geçen yaklaşık dört aylık zamanda şirketin hisseleri 4 bin 400 lirayı bulmuştu. Böylece Kaya ve eşi, satıştan tam 2 milyar 170 milyon TL aldı. Çiftin kârı 2 milyar liradan fazla. Fatma Betül Sayan Kaya iddialar üzerine uzun saatler sessiz kaldı, gece yarısına doğru da “görevinden affını istediğini” duyurdu. Kaya’nın bu parayı nereden bulduğu da tartışılıyor, zira aileden zengin olmadığı, AKP döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden burs alarak ABD’de eğitime gittiği biliniyor. Ekrem İmamoğlu’nun İBB başkanlığı döneminde yapılan araştırmaya göre, Fatma Betül Sayan Kaya, 14 Kasım 2008'de İBB şirketi İSBAK AŞ’de elektrik/elektronik mühendisi olarak işe alındı. İşe girişi yapıldıktan iki ay gibi kısa bir süre sonra 12 Ocak 2009 tarihinde İBB bursu ile ABD’ye eğitime gitti. İSBAK A.Ş. tarafından burs bedeli, okul ve diğer eğitim giderleri kapsamında Kaya’ya toplam 85 bin 791 dolar ve ayrıca 20 bin 289 TL ödeme yapıldı. Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın malvarlığına tedbir geldi. Kaya’nın aile ilişkileri de dikkat çekici. Kardeşi Ömer Fatih Sayan, 8 yıl Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcılığı yaptıktan sonra Temmuz 2026'da Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Kurul Üyesi oldu. Ablası Ayşe Hilal Sayan Koytak Finlandiya Büyükelçisi, daha önce Kuveyt ve Bahreyn'de aynı koltukta oturdu. Fatma Betül Sayan Kaya'nın oğlu 2024 LGS'de tüm soruları doğru yanıtlayarak 500 tam puan alan 352 öğrenciden biri oldu. ## Erdin Özel Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı. Aslında soruşturmanın başında ifade vermiş, yurt dışı çıkış yasağıyla serbest bırakılmıştı. Ama Fatma Betül Sayan Kaya’nın tek bir hisse üzerinden elde ettiği büyük kâr ortaya çıkınca gözler bir kez daha ona çevrildi. TİP Milletvekili Ahmet Şık, Kaya ile ilgili iddiaların ortaya atıldığı gün, Erdin Özel ile ilgili bazı sorular gündeme getirdi:, _“Erdin Özel, Özata Denizcilik şirketi hisselerinde ve başka bazı fon alım satım işlemlerinde Fatma Betül Kaya'ya danışmanlık yapmış mıdır? Erdin Özel benzer bir biçimde başka hangi bakanlar, milletvekilleri ve bürokratlara hangi fonlara yatırım yapmaları yönünde tavsiyede bulunmuştur? Özel'in tutuklanmamasının nedeni bu tür ilişkilerde bulunmuş olması mıdır?”_ Erdin Özel hakkında da yakalama kararı çıkarıldı, gözaltına alındıktan sonra da tutuklandı. ## Özdemir Ataseven – Gökhan Ataseven Soruşturmadaki bir başka baba-oğul. Fatma Betül Sayan Kaya’nın “yatırım” yaptığı Özata Denizcilik’in sahipleri. Baba Özdemir Ataseven yönetim kurulu başkanı, oğlu da vekili. Özata Denizcilik şirket hisselerindeki manipülatif işlemler yüzünden fahiş artışlarıyla gündemde. 2026 yılına 158 liradan başlayan hisse fiyatı, 15 Eylül’de 4980 lirayı görmüştü. Yani 30 kattan fazla değer kazanmıştı. Özdemir Ataseven ile Gökhan Ataseven de tutuklu isimler arasında. ## İbrahim Ömer Gönül Eski SPK Başkanı. 18 Nisan 2022’den 18 Nisan 2026’ya kadar görev yaptı. Soruşturma kapsamında ortaya çıkan tüm bu şüpheli işlemlerle ilgili gözlerin çevrildiği isim. Son soruşturmaya giden adımlar Gönül’ün SPK’dan ayrılmasının ardından atıldı. “Fon dolandırıcılığı ve piyasa manipülasyonu" soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla savcılığa ifadeye çağrıldı. Gönül, ifadesini vermeden önce Hürriyet gazetesinden Musa Kesler’e konuştu, hisselerdeki yüzde 1000’lik artış sorulduğunda şu yanıtı verdi: “Halk teveccüh eder de bir hisseye yığılma olursa onu hemen ‘manipülasyon’ olarak sınıflandıramayız. Soruşturup delillendirmemiz gerekir. Bu da bugünden yarına olmaz, ortalama üç-dört aylık bir süreç alır.” Gönül’ün babası da AK Parti iktidarları döneminin eski Millî Savunma Bakanlarından. Eski SPK Başkanı’nın şimdiki görevi, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanlığı. ## Melis Sütşurup Sandal Müzisyen Mustafa Sandal’ın eşi. İsmi şüpheli sıfatıyla dosyada. İddiaya göre tasfiye kapsamındaki fonlardan son üç ayda 11 milyar 126 milyon lirayı aşan para çekti, sonra da Dubai’ye gitti. Mustafa Sandal, eşinin, oğlunun eğitimi nedeniyle Dubai’de olduğunu, ifadesine başvurulması halinde döneceğini söyledi. Kendisinin de oturum izni olduğu yönündeki haberleri doğruladı. Melis Sütşurup’un babası Cihan Sütşurup da soruşturmada şüpheli. İkisinin de hakkında yakalama kararı var, ayrıca tüm taşınır ve taşınmaz mal varlıklarına da el konuldu. ## Cengiz Avcı İş insanı. Soruşturma kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılması ve mal varlıklarına da el koyulmasıyla adı duyuldu. Avcı’nın Pusula Portföy’ün de büyük yatırım yaptığı ve fon soruşturmasında incelenen hisselerden ODINE hisselerinden son bir yılda yaklaşık 15 milyar TL kazanç elde ettiği, eylül ayında da bu kazancın 12 milyar TL’sini nakde çevirerek yurtdışına çıktığı iddia edildi. ## Mustafa Yazıcı Eski Gümrük ve Ticaret Bakanı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı'nın oğlu. Yazıcı, Adil Varlık Yönetim şirketinin sahibi ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili olarak biliniyor. 30 Eylül akşamı, bir anda sosyal medyada, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın da aralarında olduğu 30 ismin malvarlıklarının dondurulduğu haberi paylaşılmaya başlandı. Başsavcılığın yayımladığı belge sosyal medyada dolaşırken, beş saat içerisinde Mustafa Yazıcı dahil beş kişinin malvarlıklarının dondurulma kararı kaldırıldı, yurtdışı çıkış yasağı, adli kontrol şartı getirildi. ## Ali Fuat Taşkesenlioğlu 17.4.2018 - 17.4.2022 arası dönemde SPK başkanıydı. Taşkesenlioğlu’nun döneminde gerçekleştirilen bazı halka arz süreçlerinin usulsüz bir şekilde yürütüldüğüne dair iddialar var. Kerim Rota da Fayn’a verdiği röportajda, Taşkesenlioğlu’nun sorumluluğuna değinmişti: _“Bir dönem, halka arz seferberliği gibi şeyler söylenmişti. Burada iki önceki başkanın çok büyük sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Zaten o ve kardeşi hakkında birçok şaibe konuşulmuştu. Ondan sonraki başkanda da bu uygulamaların bazıları devam etti. Ben bazı şirket sahiplerinin de sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.”_ Sedat Peker, X platformunda, eski AK Parti Erzurum milletvekili Zehra Teşkesenlioğlu ve kardeşi Ali Fuat Tașkesenlioğlu hakkında çok ciddi yolsuzluk iddiaları paylaşmıştı. 🦉 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 01/10/2026
Tasfiye edilen fonların büyüklüğünün yaklaşık 800 milyar TL olduğu tahmin ediliyor. Bu parayla 150 tane F-35 alınabilirdi.
fayn.press
Fon skandalında ne kadar bir meblağdan söz ediyoruz? Bu paralarla neler yapılabilirdi?
Tasfiye edilen fonların büyüklüğünün yaklaşık 800 milyar TL olduğu tahmin ediliyor. Türkiye’nin 2026 yılı merkezi yönetim bütçe giderleri toplam 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira olarak öngörülmüştü. Yani bu yılki bütçenin yaklaşık yüzde 4,5’u kadar bir paradan bahsediyoruz. Peki bu kadar para neye karşılık geliyor? Mesela, bugünkü parayla yaklaşık 73 milyar liraya mal olan Osmangazi Köprüsü’nden 12 tane daha yapılabilirdi. Ortalama 14 milyar liralık maliyetiyle 63 şehir hastanesi kurulabilirdi. En yüksek modelinden 150 tane F-35 alınabiliyor bu parayla. Tanesi 5 milyondan 178 bin konut almak da mümkün. 🦉 Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi şuraya alalım.
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 01/10/2026
Borsada şişirilen hisseler, bazı fonların aşırı değerlenmesi uzun zamandır biliniyordu. MASAK eski başkan yardımıcıs Ramazan Başak CİMER'den SPK'ya şikayet dilekçeleri yazdı, iki kez gözaltına alındı. Hatta sesini Beştepe'ye bile duyurmaya çalıştı.
fayn.press
Fon skandalı nerelerde engellenebilirdi? Kimler uyardı? Başlarına ne geldi?
Skandalın büyümesinde üç etken rol oynuyor: Devletin ilgili kurumlarının yaşananlara müdahale etmemesi; kamuoyuna yapılan açıklamalardan resmî dilekçelere ve basında yayımlanan haberlere kadar uzanan uyarıların dikkate alınmaması; sorumluların ve müdahale yetkisi bulunan bazı kişilerin, fonlarla ilgili kişilerle birbirine geçen ilişkiler ağı içinde bulunması. Sırayla gidelim. ## "İnsanlar mahvoldu Fahrettin" Fon skandalının patlamasında, 2021’de kurulan bir fonun dört yılda 524 kat değer kazanarak ve Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu’nda (TEFAS) işlem yapma izni alarak tüm yatırımcılara açılmasında ve sonrasındaki tüm gelişmelerde devletin pek çok kurumunun ihmalinin olduğu aşikar. Ancak bunun da ötesinde aslında borsayla ilgilenen hemen herkesin bildiği bu düzene karşı devletin kurumlarına şikayet dilekçeleri yazanlar, Tera’ya dikkat çekenler, bu konuda 1,5 yıl önce haber yapanlar var. MASAK eski başkan yardımcısı Ramazan Başak onlardan biri… T24’ten Cansu Çamlıbel’e verdiği söyleşide, “Bürokrasi, siyaset ve yargı içinden bu yapı çok güçlü seviyelerden destek görmemiş olsaydı, Türkiye'nin 45 yıllık sermaye piyasası tarihindeki en büyük tahribatı ve en yüksek mağdur sayısını yaratamazdı. Mümkün değil." diyor. Başak, Haziran 2025'te Vergi Denetim Kurulu'na, ardından CİMER üzerinden MASAK ve SPK'ya başvurdu. Ocak 2026'da ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na kapsamlı bir dosya verdi. Bunlara karşılık herhangi bir soruşturma başlatılmadı ancak Emre Tezmen'in şikâyetleri üzerine Kasım 2025’te gözaltına alındı, bir gece nezarethanede kaldı. Nisan 2026’da bir kez daha gözaltına alındı. Tüm girişimleri karşılıksız kalsa da Başak ısrarla uyarılarına devam etti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ulaşmaya çalıştı. Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda çabasını şu sözlerle anlatıyor: _“Başsavcılığa yaptığım ihbardan sonra Cumhurbaşkanlığı'na da bir dosya gönderdim. ‘Çok kötü şeyler oluyor. Size ya da görevlendireceğiniz bir kişiye bunları anlatabilirim’ dedim. Özel Kalem'i de arayıp dosyamın ulaşıp ulaşmadığını sordum. Bununla da yetinmedim. Dosyanın Cumhurbaşkanı'na ulaşmayabileceğini düşünerek AK Parti MKYK'da bulunan, eski meslektaşım ve yaklaşık 40 yıldır tanıdığım bir Fahrettin Yahşi’ye defalarca, "Fahrettin, çok kötü bir noktaya gidiyor. Çok ciddi mağduriyetler var. Bu, sosyal sonuçları da olabilecek bir mesele. İnsanlar 'mahvolduk', 'intihar edeceğim' diyor. Bu dalga dalga yayılacak. Bir an önce bu sorunu çözmezseniz çok kötü bir noktaya gider. Bizim sesimiz ancak bir yere kadar ulaşıyor; lütfen bunu Sayın Cumhurbaşkanı'na ve ilgililere aktar" diye yazdım. Sınıf arkadaşım Dr. Cemil Erten'e de yazdım. Oradan da bir cevap gelmedi.”_ ## Her şey 2021’de önlenebilir miydi? Pek çok uzmana göre bugünkü skandala gelen yolda ilk ihmalin, yanlış iliklenen ilk ilmeğin tarihi 2021. Ramazan Başak 2021’i milat olarak görüyor: _“2021'de Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın iş adamı Kasım Garipoğlu'nun Türkiye'de SPK lisansı olmadan faaliyet gösteren GKFX isimli bir şirketiyle ilgili bir iddianame var. Bu şirkete çeşitli gruplardan çanta ve valizlerle para taşınıyor. Paralar Vietnam ve Kamboçya gibi Uzak Doğu ülkelerine gönderiliyor. Ortada dikkat çekici, şüpheli ve çok büyük bir para trafiği var. Kasım Garipoğlu bir gün savcılığa başvurup şirketinin üst düzey yöneticilerinin kendisinden 30 milyon dolar çaldığını söylüyor. Savcılık soruşturma başlatıyor ve Tera Yatırım, Asco ve Venbey gibi şirketlerle GKFX arasında çanta ve valizlerle gerçekleştirilen yaklaşık 350 milyon dolarlık para trafiği ortaya çıkıyor.”_ Bu arada hatırlatmakta fayda var. 2025'te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü gazeteci Mehmet Akif Ersoy, spiker Ela Rumeysa Cebeci'nin tutuklandığı operasyonda, Garipoğlu hakkında da utuklama kararı çıkmıştı. Firari Garipoğlu’nun malvarlığına el konmuştu. Başak’a göre, bu kara para, 2021’de kurulan 12 kişilik kapalı fonun ilk yapı harcını oluşturuyor. Fon kapalıyken fona yatırılan bu para 524 kat artıyor. Ve tüm bu para hareketleri sabitken, SPK bu şirkete halka arz izni veriyor. Başak “Halka arz izni vermeden önce ben SPK’ya uyarı mektubu yazdım. Daha sonra bu şirkete BDDK da banka kurma izni verdi.” hatırlatmasını yapıyor. ## “SPK suç duyurusunda bulunabilirdi” Bankacılık, finans ve para piyasaları alanında uzman Kerim Rota da 2021 yılında SPK’nın sorumluluğuna dikkat çekiyor. “ _4 senede 524 kat artmış bir fonun ne kadar büyük talep görebileceği, finansal okur yazarlığı düşük insanların buna girebileceğini tahmin etmemek mümkün mü? Bu performansın piyasa dolandırıcıyla olduğunu tahmin etmemek mümkün mü? Zaten SPK’nın elinde bir de log kayıtları var. Bu performans nasıl yapıldı? Hangi hisselerden yapıldı? Bu cinayet. Buna izin verilmesinde mutlaka kasıt var._ _Bu fonun fiyatı TEFAS’a açıldıktan sonra daha da yükseldi, içine 200 milyara yakın para girdi. O fonu kuran portföy yönetimi şirketi o kadar popüler oldu ki başka fonlar kurdu, onlara da izin verildi. Orada da 200 milyar toplandı._ ” Rota’ya göre ihmalin göz göre göre yapıldığı bir diğer konu, halka arz izinleri… _“SPK bir şirkete halka arz izni veriyor. Örneğin şirket 300 milyon dolara halka açılıyor, yüzde 20'si 60 milyon dolarlık hisse satılıyor. Bu hisseleri kim aldı? Bu dağıtım nasıl yapıldı? Fiili dolaşımında ne kadar hisse kaldı? Borsa sonrasında bunların takibini yapmıyor. Sonra bu 300 milyon dolarlık şirketin değeri bir anda 17 milyar dolara çıkıyor. Şirket, sürekli Kamuoyu Açıklama Platformu’nda (KAP) standart ‘Özel bir durumumuz yoktur’ bildirimini yapıyor. SPK bunu da yeterli görüyor. Oysa SPK piyasa dolandırıcılığından suç duyurusunda bulunsaydı ve bunu da kendi yayınladığı haftalık bülteninde duyursaydı, zaten insanlar oraya para yatırmazdı. Çünkü o suç duyuruları aslında ben bu işin üstüne gidiyorum demek.”_ Halka arz süreçlerinde de sorunlar biliniyordu. Rota’ya göre halka arzlar şüpheli şekilde şüpheli kurumlarla ve birtakım gizli ya da sözlü anlaşmalarla usulsüz şekilde yapılıyordu. _“Örneğin şirketinizi 300-400 milyon dolara halka açıyorsunuz. Ama şirketin değeri 17,5 milyar dolara çıkıyor. Eğer aklınızı yitirmediyseniz, bir zihin bulanıklığı yaşamıyorsanız değil 17,5 değeri 10 milyar dolara geldiğinde Borsa'ya bildirimde bulunursunuz ve “Ben hisselerimin yüzde 2'sini satıyorum” dersiniz, oradan gelen nakiti de ya şirketinize koyarsınız ya tatile gidersiniz. Ama bunu yapmıyorlar, neden? Çünkü bu halka arzların hepsinin kurgusal olduğunu düşünüyorum. Bu halka arzlar da bu olağan şüpheli kurumlar tarafından yapılıyor. Ve baştan bunların bazı sözleşmelerle veya sözlü anlaşmalarla kilitlendiğini düşünüyorum._ _Aslında şirketi halka arz edecek olanlar önce düzgün kurumlara gidiyorlar. Orada bir değerleme yapılıyor ve mesela deniyor ki, senin şirketinin değerlemesi 200 milyon dolar. O sırada bir başka aracı kurumdan bir telefon geliyor ve ofislerine davet ediyorlar. Orada tahminen şöyle deniyor: “Biz senin şirketini 400 milyon dolara halka açarız. Bizim yatırımcı kitlemiz bunu alır. Sen de yüzde 20'sini açınca 40 yerine 80 milyon dolar alırsın. Hatta ben 40 milyon dolarını ön avans olarak sana vereceğim. Bu 3 aylık halk arz süresi öncesinde de kredilerini falan kapatırsın. Ama tek bir şartımız var; halka arz dağıtımını biz yapacağız. Kime ne kadar hisse verileceğine tamamen biz karar vereceğiz. Orada senin herhangi müdahalen olmayacak. Ondan sonraki fiyat hareketlerinde hiçbir açıklama yapmayacaksın. Bir sene sonra SPK’nın koyduğu şirket sahibinin satış yapma yasağı süreci bittikten sonra da bize geleceksin. Bizim şişirdiğimiz fiyatın yarı fiyatından biz senden yüzde 'ini alacağız.”_ Rota, halka arz seferberliği başlatıldığını bunun da kontrol mekanizmaların gevşetilmesiyle ilişkili olduğunu hatırlatarak, “iki önceki başkanın burada çok sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.” diyor. ## “Borsa İstanbul da, BDDK da sorumlu” Rota’ya göre, genellikle mevduatların kullanılmasında kuralları da, gözetimi de daha sıkı olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) da ihmali var. Rota, soruşturmada bahsi geçen yatırım ve katılım bankalarından söz ederek “Bu banka izinleri nasıl verildi, bu faaliyetleri nasıl denetlendi?” sorusunu soruyor. Öte yandan bu ponzi sistemi herkesin gözü önünde borsa üzerinden işliyordu. Aşırı değer artışı olan, şişirilen hisseler, şirketler… Ancak Borsa İstanbul’dan da hiçbir ses çıkmadı. Rota buradaki diğer sorumlulara da dikkat çekiyor: _“Borsa İstanbul da aynı derecede sorumlu bence. Mesela bu değer artışları, hareketlere dair açıklamalar Borsa İstanbul'da yapılıyor. Burada sorumlular, sadece fonu yönetenler, portföy yönetim şirketleri veya bunun en tepesindeki yönetim kurulu üyeleri değil. Aynı zamanda bu şişirilmiş hisselerin çoğunluk hisse sahiplerinde de çok büyük sorun olduğunu, çok büyük suç olduğunu düşünüyorum.”_ ## Denetlemeden sorumlu kurumlar ne yaptı? SPK’nın söylemlerine bakıldığında atılan bazı adımlar görülüyor. İlk açıklamada sorunun 2025'in son çeyreğinde gözlemlendiği belirtildi. 2 Aralık 2025'te Finansal İstikrar Komitesi konuyu gündeme aldı, SPK bünyesinde çalışma grubu oluşturuldu, 18 Aralık'ta nitelikli yatırımcı şartlarında aranan finansal varlık tutarı 1 milyon liradan 10 milyon liraya çıkarıldı. Temmuz ayında Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu (TEFAS) ve bazı değerleme kurallarını değiştirdi. 28 Ağustos’ta Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber ise yenilendi ama bunların hiçbiri o aylar boyunca bu sistem üzerinden işleyişi durdurmadı, milyarlarca liralık işlemler sürdü. Devlet Denetleme Kurulu, sermaye piyasalarını regüle etmek ve denetlemekle görevlendirilmiş Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul bünyesinde Denetim ve Gözetim Kurulu, cumhuriyet başsavcılıkları… Hiçbiri gidişatın önünde etkin bir biçimde duramadı. ## Medyada da uyarılar vardı Sosyal medyada, özellikle borsa analizleri yapan çeşitli YouTube hesaplarında bu konuda pek çok uyarı yapıldı. Borsanın Gündemi adlı internet sitesinde, 2025 yılı mart ayı başında Tera’nın borsa manipülasyonlarını anlatan, “Borsa operasyonlarının yeni merkezi Tera Yatırım“ başlıklı bir haber yayımlandı. Bu haberlerden sonra sitenin yetkilileri hakkıda soruşturma başlatıldı ve haberi yapanların ifadeleri alındı Ekonomim gazetesinden Şebnem Turhan da bu fonlardaki şişkinliğe dikkat çeken pek çok haber yaptı. Hatta hükümete yakın medyanın en önemli ayaklarından Sabah gazetesinde bile işaret fişekleri vardı. Mahmut Övür, 4 Ekim 2025’te “Yolsuzluklar ve borsa vurgununun kilit isimleri” başlıklı yazısında, borsa manipülasyonlarına dikkat çekti. ## Kritik pozisyonlarda, kritik isimler Fon skandalı elbette pek çok kurumda doğru zamanda doğru müdahale ile engellenebilirdi. Ancak bu süreçleri denetlemekle yükümlü kurumlardaki denetlemenin sağlıklı yapılmasını önleyecek görevlendirmeler vardı; bunlar da sermaye piyasalarındaki denetim mekanizmalarının işleyişine dair soru işaretlerini artırdı. Fon skandalının kilit ismi, Tera Yatırım’ın sahibi Emre Tezmen, 3 Ağustos 2023’ten kriz patlak verene kadar sermaye piyasalarının en kritik kuruluşu sayılan, yatırım fonu katılma paylarının ve yatırımcı bilgilerinin merkezi kayıt ve izleme altyapısını işleten Merkezi Kayıt Kuruluşu’nda (MKK) yönetim kurulu üyesiydi. Yıllardır yolsuzluklar üzerine çalışan gazeteci Çiğdem Toker, 30 Eylül tarihli t24 yazısında, “Neden zamanında önlem alınmadı?”, “Neden denetimler zamanında yapılmadı” sorularına cevap ararken bürokratik yapılanmaya işaret ediyor: “-Manipülatif işlemlerin yapıldığı Borsa İstanbul (BIST) Başkanı Erişah Arıca, Türkiye Varlık Fonu Başkanvekilliği görevini de yürütüyor. Hem borsa hem Varlık Fonu’nda üst düzey yönetici. -Kriz ilk çıktığında “Neden duruma el koymadı?” sorularına muhatap olan Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun başkanı Salih Tanrıkulu, aynı zamanda BIST’in başkanvekili. (Salih Tanrıkulu’ndan önceki DDK Başkanı Yunus Arıncı, Takasbank Genel Müdürü).” 🦉 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 01/10/2026
SPK, 18 Eylül 2026'da yaptığı açıklamada 2025'in son çeyreğinden bu yana fon krizinin farkında olduğunu itiraf etti. Peki, farkında olunduğu söylenen soruna bir skandala dönüşene kadar neden müdahale edilmedi?
fayn.press
Fon skandalına giden yolun taşları gün gün nasıl döşendi?
**2025 yılının son çeyreği** Sermaye Piyasası Kurulu bazı para piyasası fonlarında bir acayiplik olduğunu fark etti. Adeta göstere göstere spekülasyon yapılıyordu. Sistemin işleyişi basitti. Bazı küçük şirketlerin hisselerinin çok az bir bölümü borsada dolaşıyordu. Bu az miktardaki hisselerin büyük bölümünü bazı fonlar toplamıştı. Ekonominin en basit kuralı gereği, bir malın piyasaya arzı azalırsa, fiyatı yükselir. Dolayısıyla aslında çok da değerli olmayan bu hisselerin fiyatı yükseliyordu. Diyelim ki özsermayesi ve varlıkları toplam 10 milyar TL değerinde A şirketi var. Borsada hisselerinin yalnızca yüzde 20’si var. B Para piyasaları fonu, A şirketinin bu az sayıdaki hisselerinin önemli bir çoğunluğunu alıyor. Böylece A şirketinin hisse değeri yükseliyor. Bu kadar değerli gibi gözüken hisselere sahip B para piyasaları fonunun portföy değeri de yapay bir biçimde artıyor. B para piyasaları fonunun getirisinin arttığını gören yatırımcılar, bu fona yöneliyor. B para piyasaları fonu da, bu sefer de tıpkı A şirketi gibi özsermayesi ve varlıkları çok da yüksek olmayan C şirketinin az sayıdaki borsa hisselerini toplayarak, aynı yöntemi uyguluyor. SPK ise 18 Eylül 2026’da yaptığı açıklamada bunun farkında olduklarını itiraf etti: > _“2025 yılı son çeyreğinde, yatırım fonları içerisinde, bilhassa serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları vasıtasıyla; belirli portföy yönetim şirketlerine (PYŞ) ait fonların, fiili dolaşım oranı düşük olan paylarda ekonomik gerçeklik ve şirket temel finansal büyüklükleri ile açıklanamayacak şekilde fiyat hareketlerine neden olduğu gözlemlenmiştir.”_ Yani SPK sorunun farkındaydı. **4 Kasım 2025** Maliye ve Hazine Bakanı Mehmet Şimşek de sorunun farkında olanlar arasındaydı. İstanbul'da düzenlenen 9. Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresi'nin açılışında şunları söyledi: _“Özellikle bazı fonlar üzerinden bu manipülasyonların yapıldığını da biliyoruz. O alanda da düzenleme eksiklikleri olduğunu biliyoruz. Bu eksiklikleri gidereceğiz…_ ” **2 Aralık 2025** Finansal İstikrar Komitesi Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında toplandı. Toplantıyla ilgili basın açıklamasına göre değerlendiren konular arasında para piyasaları fonları da vardı: _“Serbest fonlar ve para piyasası fonlarındaki son dönem gelişmeler ele alınmış ve bu enstrümanların finansal istikrara etkileri ile alınabilecek makro ihtiyati tedbirler değerlendirilmiştir.”_ Fakat bu açıklamada yatırımcılara yol gösterebilecek, “hangi fonlar, hangi gelişmeler, hangi portföy yönetim şirketleri, hangi hisseler” gibi ayrıntılar açıklanmadı. Ancak ilgili kurumlar sorunun farkındaydı. **3 Aralık 2025** SPK bünyesinde bir çalışma grubu oluşturuldu. Yani SPK meselenin izlenmesi gereken bir piyasa hareketi olmaktan çıktığını anlamış, yeni kurallar gerektiren bu sorun konusunda nihayet harekete geçmişti. **18 Aralık 2025** Nitelikli yatırımcı sınırı 1 milyon TL'den 10 milyon TL'ye çıkarıldı. Serbest fonlara erişimi olan yatırımcı kitlesi daraltıldı. Yüksek risk taşıyan bu fonlara daha yüksek finansal kapasiteye sahip yatırımcıların girmesi amaçlandı. Bu, ilk somut yatırımcı koruma adımlarından biriydi. **Ocak–Nisan 2026** SPK, fon piyasasında tespit edilen risklere karşı hazırladığı Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber Taslağı’nı 28 Ocak’ta Hazine ve Maliye Bakanlığı’na sundu. Şubat ayında taslak, sektörün görüşüne açıldı. Ancak çalışmalar ilerledikçe sorunun yalnızca fonların hangi işlemleri yapabileceğiyle sınırlı olmadığı anlaşıldı. Fonların yatırımcıdan aldığı paranın ve yatırımcıya yaptığı ödemenin geçtiği Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu (TEFAS) altyapısının da yeniden düzenlenmesi gerektiği ortaya çıktı. Böylece SPK’nın başlattığı çalışma, yalnızca fon kurallarını değiştiren bir düzenleme olmaktan çıkıp, fonların işlem ve takas mekanizmasının da yeniden tasarlanmasına doğru genişledi. **18 Nisan 2026** Kariyerine Şekerbank’ta fon yönetiminde uzman yardımcısı olarak başlayan, 2004 yılında SPK Kurumsal yatırımcılar bölümünde devam eden, 2014’de SPK Başkan Yardımcısı, 2022’de SPK Başkanı olan eski Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün oğlu İbrahim Ömer Gönül başkanlıktan ayrıldı. SPK’nın 18 Eylül’de fon skandalıyla ilgili yaptığı açıklamaya göre, başkanın değişiminden sonra “çalışmaları devam etmekte olan Rehber Taslağının hazırlıkları aralıksız sürdü.” **23 Haziran 2026** Uluslararası endeks kuruluşu MSCI (Morgan Stanley Capital International), Türkiye'deki bazı küçük şirketlerin hisselerinde fonların koordineli hareket ettiğine yönelik yatırımcı endişelerini gündeme getirdi. Kuruluş, bazı şirketlerde piyasada gerçekten alınıp satılabilen hisse miktarının olduğundan yüksek görünebildiğine dikkat çekti. Denetim ve şeffaflık istedi. Kurum, gerekli düzenlemelerin yapılması için Türkiye’ye kasım ayına kadar süre verdi. **Haziran–Temmuz 2026** Haziran ayında SPK, yatırımcıların fon alıp satarken paralarının ve fon paylarının el değiştirme biçimini değiştiren yeni TEFAS kurallarını onayladı. Sistem 20 Temmuz’da uygulanmaya başladı. Temmuz sonunda, bazı fonların ellerindeki varlıkların değerinin hesaplanma yöntemi değiştirildi. Amaç, fonun kâğıt üzerinde olduğundan daha değerli görünmesini önlemek ve yatırımcının elindeki payın değerini daha gerçekçi hesaplamaktı. Böylece SPK, bir yandan fonların alım-satım sistemini, diğer yandan da fonların değerinin nasıl hesaplandığını değiştirmiş oldu. **19 Ağustos 2026** İlgili kurumlar gerekli düzenlemeleri yapma telaşındayken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı SPK’ya gizli bir yazı gönderdi. İhbarlar almıştı. Bazı hisselerin fiyatları yaklaşık 100 kat artmıştı. Fiyatı artan bu hisseleri bazı portföy yönetim şirketleri yoğun biçimde toplamıştı. Savcılık, SPK’dan şirketlerin mali göstergeleriyle hisse fiyatları arasındaki farkın incelenmesini istiyordu. Bir de bu işlemlerin piyasa dolandırıcılığı kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini merak ediyordu. Soruşturmanın ilk aşamasında adı geçen yapılar, Pusula ve Tera ve Portföy Yönetim şirketleriydi. **28 Ağustos 2026** Savcılığın soruşturma başlatmasından dokuz gün sonra SPK yatırım fonlarına ilişkin rehberi nihayet güncelledi. Yeni kuralların amaçlarından biri de düşük miktarda halka arz olan hisselerde fonlar üzerinden oluşabilecek fiyat artışlarının sınırlandırılmasıydı. 🦉 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 01/10/2026
Yapay zekâ hayatımızı değiştirmekle kalmıyor; insanı insan yapan şeyin ne olduğu sorusunu da yeniden önümüze koyuyor. Zekâ, bilinç, Tanrı ve insanın sınırları üzerine yüzyıllardır verdiğimiz cevaplar, ChatGPT ve benzeri teknolojilerle birlikte yeniden tartışmaya açılıyor.
fayn.press
“Biz kimiz?” sorusunun cevabı yapay zekâda olabilir mi?
Yapay zekâ çok uzun yıllardır hayalini kurduğumuz, üzerine felsefi teorilerden bilimkurgu romanlarına kadar sayısız senaryo ürettiğimiz büyük insanlık hayallerinden birisi. Ancak üzerine bu kadar kafa yormamıza rağmen 2022 yılında hayatımıza giren ve bu hayallere yaklaşmaya başladığımızı gösteren teknolojilere hazırlıksız yakalandığımızı söylemek yanlış olmaz. ChatGPT’nin yıllardır OpenAI tarafından geliştirilen Büyük Dil Modellerini herkes tarafından erişilebilir bir formatta sunmasıyla başlayan süreç boyunca birçok şeyi tartıştık ve tartışmaya devam ediyoruz: işimizi elimizden alacak mı, her şeyi yapay zekâ mı yapacak, ekonomiye ne olacak, bütün bunlar bir balon mu… Biraz daha derine indiğimizde ise bizi daha ciddi bir tartışma bekliyor. Yapay zekâ olarak adlandırdığımız bu teknolojilerin gerçekten zeki olup olmadığı veya bir bilince sahip olmalarının ne kadar mümkün olduğu gibi tartışmalar, bizi kendimizle ilgili de ciddi sorular sormaya itiyor. Anthropic başta olmak üzere birçok yapay zekâ şirketinde felsefe ve sosyal bilimler alanından insanların çalışmasının veya YZ sektöründeki bazı isimlerin bu teknolojiyi bizim için varoluşsal bir tehdit olarak görmesinin arkasında yatan asıl sebep bu tartışmalar. Tıpkı Papa XIV. Leo’nun bir şeyler söyleme ihtiyacı duyması gibi. ## Papa neden yapay zekâdan söz etti? Papa XIV. Leo’nun 25 Mayıs 2026’da yayınladığı “Magnifica Humanitas” en temelde sosyal bir ihtiyaca cevap verme amacıyla yazılmış bir metin. Papa ve Katolik Kilisesi, yapay zekâ ile birlikte tıpkı endüstri devriminde yaşadığımıza benzer köklü bir medeniyet dönüşümünün mümkün olduğunu düşünüyor ve buna kendilerince bir yön vermek amacıyla bu mektubu yazmaya karar veriyor. Mektup yapay zekânın insanın kendisini nasıl tanımladığı ve bunun inançlarımızla olan ilişkisine dair önemli şeyler söylüyor. Papa XIV. Leo’nun ve Katolik kilisesinin en büyük endişelerinden birisi yapay zekânın insanlığı Tanrı’yı unutacak veya umursamayacak bir noktaya getirmesi. Bunu en net gördüğümüz kısımlardan birisi, mektupta yer alan şu alıntı: ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 30/09/2026
Müzisyen Karsu, ismini memleketi Hatay’daki köyünden alıyor. Hatay onun için aile, hafıza ve dayanışma demek. Karsu, 6 Şubat depremlerinden sonra Hatay’daki ilk konserini verdi. Bu dayanışma konseri vesilesiyle, onunla müziğin iyileştirici gücünü, Karsu Vakfı’nı, anneliği ve hayallerini konuştuk.
fayn.press
Karsu: “Hataylıların unutulmamaya ihtiyacı var”
Karsu, Hollanda’da doğup büyüdü. Anne tarafından üçüncü kuşak bir göçmen, yani Hollanda kültürüyle yetişmiş bir sanatçı. Ama bir o kadar da Türkiye’den gelen köklerine bağlı. Zaten ismi bile Hatay’daki köylerinden ilham alınarak konulmuş, geldiği yeri hiç unutmasın diye. İsmine atfedilen bu anlam kendini gerçekleştirmiş olmalı ki Karsu gerçekten de memleketini, 6 Şubat depremlerinde çok sayıda akrabasını kaybettiği Hatay’ı hiç unutmuyor. Yılda en az bir kez gelmeye çalıştığı Hatay’ın eli hep üstünde. 18 Eylül’de Avrupa Birliği’nin himayesinde Hatay’da bir dayanışma konseri düzenledi Karsu. Depremden bu yana Hatay’da konser verme fikrine biraz tereddütle yaklaşıyordu. Bu kadar acı yaşanmışken nasıl yeniden bir araya gelip eğlenebilecekti onca insan? Ama iyileşme biraz da bu demek. Konser açılışında AB Büyükelçisi Aivo Orav’ın da belirttiği gibi, _“Toparlanma sadece tuğla ve betondan ibaret değil. İyileşme günlük yaşantıyla ilgili.”_ Konserde Karsu’ya Serinyol El Ele Dayanışma Derneği (SEDYAD) korosu ve Hatay Akademi Çocuk ve Gençlik Korosu da eşlik etti. SEDYAD, Karsu’nun depremden zarar görenlere destek olmak amacıyla kurduğu Karsu Vakfı’yla ortak projeler yürütüyor. Hatay Akademi Çocuk ve Gençlik Korosu ise AB’nin İKSV aracılığıyla yürüttüğü Ortaklaşa: Kültür, Diyalog ve Destek Programı’ndan yararlanan bir koro ekibi. Biz de bu konser vesilesiyle Karsu’yla bir araya geldik. Bu kadar çok şeye nasıl yetiştiğinden hayattaki ilham kaynaklarına pek çok konuyu konuştuk. **Hatay ne demek sizin için? Hataylı olmanın en çok hangi yönünü seviyorsunuz?** Hatay’da üç farklı dinden insan var. Barış içinde beraber yaşamaları Hatay’ı çok özel yapan şey. Umudum, en yakın zamanda herkesin yine aynı şekilde, huzur içinde bir arada yaşayabilmesi. İnsanları çok sıcakkanlı. Oradaki misafirperverlik de bambaşka. Masamız küçük bile olsa yirmi otuz kişi o masada oturabiliriz. Eşim Hollandalı ama o bile öğrendi, artık “Ye, ye” diye ısrar ediyor. **Siz neredeyse her yıl geliyorsunuz Hatay’a. Bu gidiş gelişlerinizde nasıl görüyorsunuz Hatay’ın durumunu? Sizce Hataylılar nasıl toparlanır?** Ben kendi akrabalarımı hâlâ konteynerde görmekten çok üzülüyorum. Hollanda’da kendi evimde, kendi hayatıma devam ettiğim için bile bazen utanıyorum. Herkesin travması birbirinin aynı. Gözünün içine baktığında bile anlıyorsun. Unutulmadıklarını hissetmeleri çok önemli bu toparlanma için. Türkiye’de de dünyada da herkes kendi hayatına devam ediyor. Gayet normal. Ama Hatay’da bambaşka bir hayat var. O yüzden onlara umut vermek, unutulmadıklarını hissettirmek bence çok önemli. **Bu dayanışma konseri tam da bunun içindi aslında. Zor oldu mu sizin için hazırlanma süreci?** Birkaç gün öncesine kadar çok zorlandım. Provada sıra _Neredesin Sen_ ’e gelince söyleyemedim. “Seyirci nasıl olacak?” diye çok tereddütlüydüm. Ama sonra girer girmez baktım ki insanlar artık biraz eğlenmek istiyor. Günlük yaşamlarını, belki konteyner kenti biraz unutmak istiyorlar. Bir gecelik bile olsa… Tabii ki beraber ağladık. Tabii ki birbirimize sarıldık. Ama çok da neşeli bir gece oldu. Herkes dans etti. Çünkü müzik bunu yapabiliyor. O yüzden müzisyen olduğum için, sanatla uğraştığım için çok mutluyum. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 30/09/2026
Fon skandalını yaşamak zorunda mıydık? Sorun, çıkar sağladığı iddia edilen siyasetçilerin mal varlıklarını dondurmakla, bürokratlara bedel ödetmekle çözülecek mi? Makbul ve makbul olmayan fonlar arasındaki en büyük fark ne? Bu skandalı önlemek için kaçırılmış fırsatlar neler?
fayn.press
Fon skandalıyla vize kuyruklarının ilgisi ne?
Yirmi beş yıllık bir iktidar, dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, hele denetleme ve denge mekanizmaları da zayıfsa, zamanla baskın kültürüyle, toplumun değerlerini ve yaşam biçimini kendine benzetir. Hatta kelimelere bile yeni anlamlar yükler. Tanıl Bora, _Zamanın Kelimeleri_ kitabında AK Parti iktidarıyla birlikte anlamı değişen “merhamet”, “gereği yapılır”, “en doğal hakkım” gibi kelime ve tanımları ele almıştı. Elbette dil yaşayan bir unsur. Anlamı değişen, kimi zaman koflaşan, kimi zaman katılaşan kelimelere yenileri de eklendi: “Görevden affını istemek” ve “foncu” gibi. ## Sahi, fon neydi? Fon, Latince kökenli bir kelime. Temel, zemin demek. Ekonomideki anlamı da gayet nötr: Belli bir amaç için ayrılmış kaynak, para bütünü. Mesela eski bakan, AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, 2008’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde işe girdikten iki ay sonra, İstanbulluların cebinden ABD’de eğitim görmek için 85 bin 791 dolar burs almış. Yani bir fon kullanmış. Bu fonun kimlere ve hangi ölçütlere göre dağıtıldığını bilmiyoruz. Kaya’nın bu bursu, sadece iki ay çalıştığı bir kurumdan, hangi üstün meziyetleri sayesinde aldığı da meçhul. Yurda döndüğünde “İstanbulluların parasını geri ödemeliyim” diye mi düşündü? Yoksa “Belediyenin parası. Hem yerli hem milli hem de derya deniz. Karşılıksız, emeksiz yemek de mübah” mı dedi? Bilmiyoruz. Çünkü bunu bilmemizi sağlayacak bir şeffaflık düzenimiz ve kültürümüz yok. Ama AK Parti iktidarının siyasi dilinde neredeyse başlı başına bir suçlama ve itibarsızlaştırma kelimesi olan başka fonlar var. ## Bazı makbul olmayan fonlar 2002’de yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadele sözü vererek iktidara gelen AK Parti kültürünün genellikle makbul bulmadığı bu fonların ortak bir özelliği var: Şeffaflık ve hesap verebilirlik. Kim veriyor, ne kadar veriyor, hangi amaçla veriyor, ne yapılmasını bekliyor; hepsi baştan belli. Projede olmayan tek kuruşu harcamak bile mümkün değil. Harcanan her kuruş raporlanıyor, harcamalar denetleniyor. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 30/09/2026
Merriam-Webster sözlüğüne 1400 yeni kelime eklendi. Peki editörler bu kelimeleri seçerken hangi kriterleri dikkate aldı? İşte sözlüğe giren yeni kelimelerden bazıları…
fayn.press
Bir kelime ne zaman ‘gerçek’ olur: Hayatımıza giren 1400 yeni İngilizce kelime
Amerika’nın en köklü sözlüklerinden biri olan Merriam-Webster sözlüğüne 1.400 yeni kelime eklendi.Sözlüğe eklenen 1.400 kelimenin çoğu teknoloji, internet kültürü, sosyal medya, yemek, ilişkiler ve gündelik yaşamla ilgili. ## Yeni kelimeler sözlüğe nasıl giriyor? Hangi kelimelerin sözlüğe gireceğini belirlemek ciddi bir editör mesaisi gerektiriyor. Peki kriterler neler? Sözlüğe girmek için bir kelimenin sadece popüler veya viral olması yeterli değil. Editörler kelimenin akademik yayınlarda, çeşitli sektörlerde ve günlük hayatta ne ölçüde kullanıldığını, farklı kaynakları tarayarak belirliyor. Eğer kelime zaten sözlükte yer alıyorsa sözcüğün anlamının değişip değişmediği de inceleniyor. Yapılan taramalar sonucunda eklenecek kelimelerin zaman içinde kullanımının sürmesine, farklı bölgelerde ve çeşitli topluluklarda kullanımına ve belirli bir anlam kazanıp kazanmadığına da bakılıyor. Belirlenen standartlara uyan sözcükler, Webster’ın sözlüğünde kendine yer buluyor. ## “Hepimizin bilmediği” o yeni kelimeler Sözlüğe yeni giren kelimeler arasında Gen Z’nin zaten sık sık kullandığı, sosyal medyada vakit geçirenlerin de aşina olduğu epey kavram var. Ama daha önce duymadığımız kelimeler de sözlüğe girdi. ## İşte onlardan bazıları **AGI:** “Artificial General Intelligence”ın kısaltması. İnsanların farklı alanlarda öğrenme, problem çözme ve akıl yürütme gibi bilişsel görevlerini genel olarak gerçekleştirebilecek yapay zekâ. **Bao:** İçine tatlı veya tuzlu malzemeler konulabilen, yumuşak dokulu ve buharda pişirilen bir Asya ekmeği. Özellikle Asya mutfağı restoranlarında artık oldukça bilinen bir yiyecek. **Cake pop:** Kek parçalarının veya kek hamurunun şekillendirilip bir çubuğa geçirilmesiyle hazırlanan, görünüşü lolipopu andıran küçük bir tatlı. **Chili crisp:** Acı biberin yağda kızartılmasıyla hazırlanan ve çoğunlukla sarımsak, soğan veya başka çıtır malzemeler içeren acılı bir sos. Yemeklere hem acılık hem de kıtır bir doku katıyor. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 30/09/2026
Trump, aylar süren askeri müdahale ve ticaret savaşı tehditleriyle Grönland’da istediği savunma anlaşmasını kopardı. Adanın anahtarı ABD’ye geçti. Kritik madenlere erişimde Çin’in önü kesildi. Rusya çevrelendi. Artık dünyanın çatısı yeni güç mücadelesinin soğuk cephelerinden biri.
fayn.press
Grönland: Trump’ın istediği oldu. Peki dünya ne kaybetti?
Küresel diplomasi bir süredir ABD Başkanı Donald Trump’ın emlakçılıktan edindiği pazarlık teknikleriyle yürüyor: Önce masaya sınırları zorlayan ve isteğinin de üstünde maksimum bir talep koy. Askeri müdahale, ekonomik yaptırım tehdidinde bulun. Devreye sokulabilecek diğer baskı mekanizmalarından söz et. Muhatabını ikna et. Dile getirdiğin maksimum talepten taviz veriyormuş gibi yap. Asıl istediğin üzerinde uzlaş. Bu taktik Trump açısından her zaman başarıyla işlemiyor ama pazarlığın sınırları böylece Washington’da çiziliyor. Dünyanın en büyük adası Grönland ile ilgili süreç bu taktiğin en belirgin uygulamalarından biri. Trump neden Grönland’ı istiyor?Dünyanın en büyük adası Grönland, son günlerde ABD, Çin ve Rusya arasında şekillenen rekabetin kilit taşı. Issız ve buzullarla kaplı ama dünya gündeminin en sıcak başlıklarından biri. Trump’ın ulusal güvenlik bahanesiyle ilhak etmek istediği adayı yakından tanıyalım.FaynSinem Hızarcı Trump, ikinci başkanlık döneminin daha ilk günlerinde Danimarka denetimindeki adayı ABD kontrolüne alma niyetini açıkça ortaya koydu. Üstelik bunun için ekonomik ya da askeri güç kullanma ihtimalini de dile getirdi. Başkan Yardımcısı JD Vance, ABD’nin adadaki Pituffik Uzay Üssü’ne giderek Danimarka’nın Grönland’ı savunmakta yetersiz kaldığını söyledi. 2025’in sonlarına doğru ise Washington, Grönland meselesini takip etmek üzere özel bir temsilci atadı. ABD, Danimarka’ya sopa gösterirken ada halkına da havuç uzatmaya çalıştı. Oğlu Donald Trump Jr’ı yerel halka yatırım ve refah vadetmesi için adaya gönderdi. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
001
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 29/09/2026
Bir okurumuz, Alzheimer olan annesini o halde görmenin, onunla eskisi gibi konuşup dertleşememenin, annesinin artık onun çocuğu gibi olmasının kendisine büyük bir psikolojik yük olduğunu söylüyor. Çevrenin yargılayıcı sözleri de cabası. Ne yapsam bilemedim diyor, Ahlak Bekçisi yanıtlıyor.
fayn.press
Çocuklar anne ve babalarına borçlu mudur?
_Uzunca bir süredir aklımda olan, kendimce ahlakî bir ikileme düştüğüm bir konu var. Öyle bir konu ki, içinde bulunmayanların kolayca yargıladığı ancak birebir aynısını yaşayanların anlamlandırabileceği bir husus._ _Düşünsem de içinden çıkamadığım bu konu için psikoloğa gitmeyi de düşündüm ancak gerek ekonomik nedenler gerekse “Sanki beni anlayacak mı?” düşüncesi beni bu düşünceden vazgeçirdi. Derken Instagram’da sizin “Ne yapsak seyahate çıkmasak mı?” başlıklı gönderinize rastladım._ _Neyse konuya gireyim. Benim annem, 66 yaşında İstanbul’da yaşayan emekli bir öğretmen. Ben 11 yaşlarındayken babamla boşandılar, o zamandan beri de yalnız. İkimiz yaşıyorduk. Ben 2021 yılında evlendikten sonra tamamen yalnız yaşamaya başladı. Bu süre zarfında da kendisine demans başlangıcı teşhisi konuldu. Keza anneannem de aynı rahatsızlıktan muzdaripti._ _Annem, gündelik hayatın koşuşturması içerisinde bir anda sanki ‘çocuğum’ oldu. Bunları yazmak çok zor ve üzüntü verici. Evet hâlâ birçok şeyi kendi başına yapabiliyor ama gün geçtikçe bunların sayısı da bir o kadar azalıyor. Günü gününü tutmuyor. Onunla artık hiçbir şey paylaşamıyorum. Fiziken var ama ruhen yok gibi. Sohbet etmek, dertleşmek lüks oldu. Çünkü onda bir karşılığı yok. Anlık anlatılanlar yerini bulsa dahi, bir süre sonra uçup gidiyor sanki hiç anlatılmamış gibi._ _Bu arada ben kendi işimi yapıyorum avukatım ve yoğun çalışıyorum. Duruşmalarım, görüşmelerim oluyor ama aklım sürekli onda. Çünkü aramam gerek, gitmem gerek, sürekli bir elin onun üzerinde olması gerek. Ayrıca ben tek çocuğum. Bir kardeşimin olmasını istediğim yegâne durum bu olabilir. Ama gitmek görmek de ayrı bir yük. Ruhani bir yük getiriyor. Çünkü her görüşmeden sonra ruhen çökmüş, psikolojik olarak bitmiş oluyorum. Hâliyle günüme ve hayatıma aynen devam etmek mümkün olmuyor, bir toparlanma süreci yaşıyorum. Hiç gitmesem, aramasam içim rahat değil ama kafam rahat oluyor. Fakat bu defa da aklım kalıyor vicdanım rahatsız oluyor._ _Ah tabii tüm bunların yanı sıra bir de çevre var. Aslında insanlar kötü niyetten söylemiyorlar biliyorum ancak beni ikide bir kenara çekip (komşuları ya da arkadaşları) durumdan haberdar etmeye çalışıyorlar. “Annen niye böyle?”, “Bak onunla daha çok ilgilenmen lazım”, “.... konusu var annen yapamamış bunu halletmen lazım” vs. Sanki bir insanın farkında olmayabileceği şeylermişçesine oturup bir de elalemden nasihat dinleyip akıl alıyorum. Öte yandan bu gibi konuşmalara maruz kaldığım için utanıyorum. Gitmek görmek istemiyorum bu sorumluluğu almak istemiyorum ancak bu mümkün değil gibi… İnsanlar çocuğun da yok, zamanını nereye harcıyorsun annenle daha çok ilgilenmen lazım diyor sürekli._ _Ben 35 yaşında kendi işlerimi yürütmeye çalışan bir avukatım. Ama onların gözünde çocuğu bile yok ve annesine vakit dahi ayırmayan nankör bir evladım. Tahammülüm çok az. İnsanlara ve anneme laf izah etmekten o kadar bunaldım ki, çantamı toplayıp arkamda iz bırakmadan kaçıp gitmek istiyorum. Çünkü en ufak şeyler bile büyük meseleler haline dönüşüyor. Çok yorgunum. Eşime de haksızlık olduğunu düşünüyorum çünkü kimse sürekli bunlarla uğraşmak zorunda değil. Ne yapayım ben şimdi? Annemi mi bırakayım, kendimden mi vazgeçeyim? İnsanın annesine annelik yapması çok ağır._ _Eğer sabırla buraya kadar okuduysanız çok teşekkür ederim._ Adını vermek istemeyen okur. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 29/09/2026
Protein artık yalnızca sporcuların değil, “sağlıklı” yaşam arayışındaki herkesin listesinde. Protein tozu üretiminde kullanılan peynir altı suyuna altın suyu muamelesi yapılıyor çünkü piyasadaki talebe yetmiyor. Bu kadar proteine gerçekten ihtiyacımız var mı? Uzmanlara sorduk.
fayn.press
Protein tozu:Artık altın tozundan bile kıymetli
Bugünlerde market raflarına biraz dikkatle bakan birinin kolaylıkla tespit edebileceği bir gerçek var: Neredeyse her şeyin yüksek proteinli versiyonları üretiliyor artık. Yüksek proteinli süt, atıştırmalıklar, dondurma, kahvaltılık gevrekler… Hem protein içerikli ürünlere hem de doğrudan protein tozuna rağbet yüksek. Bunun kayda değer sebeplerinden biri, ABD merkezli düşünce dergisi _The Atlantic_ ’te yayınlanan ve protein tozu piyasasını ele alan makaleye göre, sosyal medya. Sosyal medya pek çok insanın güzellik standartlarını ve kendine bakışını zaten değiştirdi. Bazı influencerlar için günde kaç gram protein aldıkları bir içerik konusu ve övünme sebebi olmaya başladı. Takipçileri için ise protein, yeterince tüketildiği sürece herkese istediği vücudu bahşedecek bir tür “süper bileşen”e dönüştü. Bu “protein çılgınlığı” Amerika özelinde çok daha ileri bir boyutta. Öyle ki protein tozunun üretiminde kullanılan peynir altı suyu fiyatları gün geçtikçe yükseliyor ve bir kıtlık yaşanması an meselesi. Peki bu gerçekten bir trend değişimi mi, yoksa zaten var olan bir ihtiyacın yeri ancak mı doldu? Piyasada kıtlık yaratacak derecede dışarıdan protein almaya ihtiyacımız var mı, yoksa bu yeni çağın bir abartısı mı? Konunun uzmanlarıyla konuştuk. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 28/09/2026
Ankara’daki NATO zirvesinden beri, Türkiye’nin ABD ile arasındaki F-35 ve diğer savunma alanlarındaki krizleri çözmek için Rus yapımı S-400’leri elinden çıkarması gündemde. Temmuzda “bugün-yarın” denilen satıştan hâlâ haber yok. Son haber Rusya’nın satışa yeşil ışık yaktığı yönünde. Ama bir şartla.
fayn.press
Rusya’nın S-400 satışı için “dost ülke” şartı
Yaz aylarının en sıcak konularından biri, 2019’da Rusya’nın Türkiye’ye teslim ettiği S-400’lerin üçüncü bir ülkeye satışı konusuydu. NATO liderlerinin 7-8 Temmuz’da Ankara’da yaptığı zirvenin ardından Türkiye günlerce bu konuyu tartıştı. Hatta satışın gerçekleştiğini, açıklanmasının gün meselesi olduğunu yazanlar oldu. Kime satıldığı konusundaysa Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin adı geçiyordu. S-400’ler: Geldikleri gibi gidiyorlar mı?Hem F-35 hem de diğer savunma sanayii alanlarında Türkiye ile ABD arasında kriz haline gelen Rus yapımı S-400 hava savunma sisteminin, üçüncü bir ülkeye gönderileceği konuşuluyor. Sistem, Rusya’dan 2019’da alındı, uzun yıllar “paketi bile açılmadı” diye tartışıldı, anlaşılan şimdi de gidiyor.FaynYavuz Sinangil Ama sonra konu gündemden düştü. Şimdiyse Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un, 26 Eylül’de New York’ta gazetecilere yaptığı açıklamalarla yeniden gündemde. Lavrov, Türkiye’deki S-400’lerin üçüncü bir ülkeye satışı sorulduğunda, henüz böyle bir talebin kendilerine gelmediğini söyledi. Birtakım güvenceler almaları halinde, S-400 sistemlerinin başka bir ülkeye verilmesine hazır olduklarını belirtti. Ama önce satış için Rusya’nın onay vermesi gerektiğini hatırlattı: > _“Türk dostlarımız, S-400 sistemlerinin, tam kapsamlı bir son kullanıcı sertifikasına uyulmasını öngören bir sözleşmeyle birlikte bir paket olarak teslim edildiğinin tamamen farkındalar. Sistemleri bir noktada kendi sınırlarının dışına transfer etmeye karar verirlerse, bunu bizim resmî onayımız olmadan yapamayacaklarını da biliyorlar.”_ ## Rusya’nın şartı ne? Lavrov, S-400’lerin gönderileceği ülkenin, Rusya Federasyonu ile dostane ilişkilere sahip olması gerektiğini söyledi. Satışa onay vermek için, sistemin gönderileceği ülkenin dışına çıkmayacağından emin olmak istedikleri anlattı: > _“Bu kritik bir konu. Çünkü dünya genelinde Avrupalıların Afrika, Asya, Latin Amerika ülkelerinden ve Arap dünyasındaki ülkelerden silah satın aldığı çok sayıda bariz örnek yaşandı. Bu ülkeler, söz konusu silahların daha sonra başka bir yere aktarılmayacağına dair güvence imzalıyorlar. Ancak daha sonra bu silahların tamamını Ukrayna rejimine transfer ediyorlar. Dolayısıyla bize bir talep gelmesi ve bu tür ihlallerin yaşanmayacağına dair güvenceler almamız halinde, S-400 sistemlerinin başka bir ülkeye verilmesine hazırız.”_ ## Trump NATO Zirvesi’nde ne demişti? 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılan NATO Zirvesi’nde gözlerin üstünde olduğu konuk ABD Başkanı Donald Trump’tı. Trump’ın F-35’ler konusundaki mesajı merak ediliyordu. _"Yaptırımları kaldıracağız. Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz,"_ diyen Trump, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan hep övgüyle bahsedip F-35 için de _"Bunlar en iyi uçaklar. Herkes onları istiyor. Kime verileceğine karar vermemiz gerekiyor... Henüz nihai kararımı vermedim"_ dedi. Zirvedeki basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da _"ABD Başkanı Donald Trump, F-35 konusunda 'Kararımı henüz tamamen vermedim' dedi. Size tam olarak ne söyledi? Türkiye'nin F-35 alabilmesi için Amerikan yasalarına göre S-400'lere sahip olmaması gerekiyor. Türkiye, S-400'leri ne yapacak?"_ diye soruldu. Soruya cevap verirken _"Bizi izlemeye devam edin,"_ diyen Erdoğan, devamında şöyle konuştu: > _"Trump, F-35'lerde olumlu bir yaklaşım içerisinde. F-35'ler teslim edildiğinde tüm dünya 'ABD sözünü tuttu' diyecek."_ F-35’in verilebilmesi için Türkiye’den beklentilerini son dönemde en net belirten isimlerden ABD Büyükelçisi Tom Barrack da Aralık 2025’te füzelerin mülkiyeti konusuna şu ifadelerle vurgu yapmıştı: > _"ABD yasalarına göre, Türkiye'nin F-35 programına geri dönmesi için S-400 sistemini artık kullanmaması ve sahip olmaması gerekiyor. Başkan Trump ve Başkan Erdoğan arasındaki olumlu ilişkiler, yeni bir işbirliği ortamı yaratmış ve bu da son on yılda bu konuda yaptığımız en verimli görüşmelere yol açmıştır. Umudumuz, bu görüşmelerin önümüzdeki aylarda hem Amerika Birleşik Devletleri'nin hem de Türkiye'nin güvenlik gereksinimlerini karşılayan bir dönüm noktası oluşturmasıdır."_ ## Zorlu denklem: S-400 Türkiye, Rusya’dan S-400 Hava Savunma Sistemi almak için sözleşmeyi 11 Nisan 2017’de imzaladı. Sistem 2,5 milyar dolara satın alınmıştı. Sistemin ilk parçaları 12 Temmuz 2019’da Ankara’daki Mürted askerî üssüne gelmeye başladı. O günden itibaren uçaklar peşi sıra Mürted’e indi, 15 Eylül 2019’a kadar iki bataryaya ait malzemenin gelişi tamamlandı. Her bir bataryada; bir adet 600 km menzilli arama radarı, bir adet angajman radarı, bir adet komuta kontrol aracı ve sekiz adet füze fırlatma aracı bulunuyordu. O gün MSB’nin yaptığı açıklama, şu cümleyle bitiyordu: > _“Sistemin kurulum çalışmaları ve kullanıcı personelin eğitimleri devam etmektedir. Sistemin Nisan 2020’de faal hale getirilmesi planlanmaktadır.”_ Ancak Nisan 2020’den bu yana altı yıldan fazla zaman geçti, S-400’lerin akıbeti hep meçhul kaldı. ## ABD ile S-400 krizi Türkiye’ye ihtiyacı olan hava savunma sistemlerini vermeyen, parasıyla bile satmayan Washington ise Rusya’dan S-400 alınınca sert tepki gösterdi. Daha Rusya’dan uçaklar peş peşe S-400’ün parçalarını taşırken, ABD Türkiye’yi beşinci nesil savaş uçağı programı F-35’ten çıkardı. Washington, 14 Aralık 2019’da da Türkiye’ye CAATSA yaptırımları uygulamaya başladı. CAATSA, İngilizce olarak “Countering America’s Adversaries Through Sanctions Act”in kısaltılmışı. Bunun Türkçe karşılığı, “Amerika’nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası”. Yani Washington, NATO’daki müttefiki Türkiye’yi resmen “hasım” kategorisine almış oldu. ## Şimdi ne olacak? Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 19 Eylül’de katıldığı NTV yayınında meselenin çözümü konusunda “yaratıcı fikirler” olduğunu söylemişti: _“Biliyorsunuz CAATSA yaptırımları bizim için, özellikle Savunma Sanayi Başkanlığımız için bir ayak bağı, bunu kaldırmaya uğraşıyoruz. Bunun başlamasına sebep olan bu S-400 meselesinin çözüm yolunda da birtakım yaratıcı fikirler var. Bunu karşılıklı iyi niyetle hayata geçirmeye çalışıyoruz, birtakım çözüm yollarını. İnşallah o konuda olumlu adımlar açacağız diye umut ediyorum.”_ Meseleyi çözecek bu, “yaratıcı fikirlerin” ne olduğu bilinmiyor tabii. Lavrov’un son açıklamaları, Rusya’nın S-400’lerin satışına şartlı da olsa yeşil ışık yaktığı yönünde okunabilir. 🦉 Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. Şimdi abone ol!
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 25/09/2026
Açık konuşmak gerekirse biz biraz da ponzi ülkesiyiz.
fayn.press
Pazartesinin başka rengini göremedik ki
_Fayn Haftalık_ ’tan merhaba Evet biz voleybol ülkesiyiz. Aynı zamanda Heimlich manevrası ülkesi olduğumuz da doğru. Diğer yandan açık konuşmak gerekirse biz biraz da ponzi ülkesiyiz. Bankerinden saadet zincirine, çiftlik bankından yüksek getirili fonuna ciddi miktarda parayı buharlaştıran bir yapı her dönem çıkarabiliyoruz. Üstelik geldiğini herkes her seferinde görüyor. Tekrar tekrar bir _Kırmızı Pazartesi_ yaşanıyor. Yarım milyona yakın insanın mağdur olduğu, yaklaşık 800 milyar liranın kayıplara karıştığı son finansal skandalımızı anlamaya çalışıyoruz. ## Bir dosya yeniden açıldığında… Bazı faili meçhul cinayetlere ilişkin dosyalar tekrar açılıyor. Biz de bu vesileyle bu olaylarla ilgili çeşitli görüntüler, deliller vs olduğunu öğreniyor, _“İyi de bunca zaman bu görüntüleri, delilleri niye görmedik”_ diye manasız meraklara kapılıyoruz. Peki faili meçhul bir cinayetin dosyası yıllar sonra yeniden açıldığında bu, aileler için ne anlama gelir? Şengül Hablemitoğlu yazdı. Bir dosya yıllar sonra yeniden açıldığında…Faili meçhul bir cinayetin dosyası yıllar sonra yeniden açıldığında bu, aileler için ne anlama gelir? Acının artık yalnız bırakılmadığı umudu doğar mı? Şengül Hablemitoğlu; faili meçhuller, geride kalanlar ve ulaşılamayan adalet hakkında yazdı.FaynŞengül Hablemitoğlu ## “Her şey belliydi” Türkiye fon skandalıyla beraber yine bir “Kırmızı Pazartesi” yaşadı. 455 bini aşkın yatırımcı, yedi portföy yönetim şirketine ait fonların altında kaldı. Akıbeti belirsiz para yaklaşık 800 milyar lira. İyi de bu kadar insan göz göre göre 500 kat kazandırma iddiasındaki bu fonlara nasıl girdi? SPK ve devlet kurumları neden müdahil olmadı? _Fayn_ sorularını Kerim Rota’ya yöneltti. 800 milyarlık fon skandalında “Kırmızı Pazartesi”: Her şey belliydiEkonomist Kerim Rota’ya göre, fon skandalında işlerin bu raddeye gelmesinde BDDK ve Borsa İstanbul’un da sorumluluğu var. Rota, zararın kesinlikle kamu tarafından karşılanmaması gerektiği ve tasfiye sürecinde de haksızlıklar olduğu görüşünde.FaynSemin Gümüşel Güner ## Faturayı kime gönderelim? Peki biz bu fon skandalından ne anlamalıyız? Finans tarihindeki benzer örnekler neler? Para kaptıranların hepsi kâr hırsı yüzünden mi mağdur oldu? Son toplamda ortadaki hesabı biri ödeyecek mi? Ödeyecekse kim ödeyecek? Selva Tor cevapladı. “Kazan Öldü” denince: Fon krizinin görünmeyen faturasıMali krizler tek başına bir devleti güçlendirmez ya da zayıflatmaz. Sonucu; kurumların gücü, hesap verebilirlik, toplumla kurulan ilişki ve krizin yükünün nasıl paylaşıldığı belirler. Nasreddin Hoca’nın kazan fıkrasını hatırlatan fon krizinde bundan sonra ne yapılmalı?FaynSelva Tor ## Berlin “Elif” dedi 20 Eylül'de gerçekleştirilen Berlin eyalet seçimlerini Sol Parti'nin adayı Elif Eralp kazandı. Koalisyon görüşmeleri olumlu geçerse Eralp, Berlin'i yöneten ilk göçmen kökenli eyalet başbakanı olacak. Bu tablo kafası kolay karışan ülkemizde farklı yorumlara yol açtı. Peki Elif Eralp kimdir ve bu başarıya nasıl ulaştı? Berlin ‘Elif’ dedi: Elif Eralp kimdir ve nasıl başardı?20 Eylül’de gerçekleştirilen Berlin eyalet seçimlerini Sol Parti’nin adayı Elif Eralp kazandı. Koalisyon görüşmeleri olumlu geçerse Eralp, Berlin’i yöneten ilk göçmen kökenli eyalet başbakanı olacak. Peki Elif Eralp kimdir ve bu başarıya nasıl ulaştı?FaynOkan Dülger fayn'a abone olun ​​Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi şuraya alalım. ## Babülmendep bizi neden ilgilendiriyor? Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayan 32 km uzunluğundaki boğazdır. Adı son günlerde yeniden küresel gündemin üst sıralarına çıktı. Bunun sebebi de Yemen’de Husilerin hızlı bir ilerleyişle Kızıldeniz’e varması ve Babülmendep üzerindeki askeri baskıyı artırması. Peki bütün bu olan biten bizi neden yakından ilgilendirmeli? Ayşe Karabat yazdı. Sizi de ilgilendiren Babülmendep hakkında bilmeniz gereken her şeyİran destekli Husilerin Yemen’deki ilerleyişi Suudi Arabistan’ı sıkıştırıyor. Petrol ve ticaret yolları üzerindeki risk büyüyor. İran neden Babülmendep kartını şimdi devreye soktu? Türkiye bu krizden nasıl etkilenecek?FaynAyse Karabat ## Macaristan’da Mohaç ve Kanuni krizi Bir ülke, egemen devletini Ortaçağ’da sona erdiren bir başka ülkenin imparatorunun heykelini, hangi amaçla olursa olsun, özgür iradesiyle kendi topraklarında diker mi? Ya da dikmeli mi? İşte Mohaç Meydan Muharebesi’nin 500’üncü yıldönümünde Macaristan’da tartışılmaya başlanan konu bu. Tartışmaya konu olan heykel ise aslında 30 yılı aşkın süredir şu anda olduğu yerde, Zigetvar şehrindeki Macar Türk Dostluk Parkı’nda duran Kanuni Sultan Süleyman büstü. Tarık Demirkan Budapeşte'den bildirdi. Mohaç Meydan Muharebesi 500 yıl sonra Macaristan’ı neden karıştırdı?1526’daki Mohaç yenilgisi Macar tarihinin en büyük travmalarından biri olsa da Zigetvar’daki Dostluk Parkı’nda Kanuni Sultan Süleyman’ın heykeli yükseliyor. Heykel 30 yıldan fazla süredir orada ama tartışmalar yeni: Bir ülke, kendi sonunu getiren imparatorun heykelini, kendi topraklarına dikmeli mi?FaynTarık Demirkan ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 24/09/2026
Mansur Yavaş’ın sürpriz olmayan istifası ne anlama geliyor? İstifa ilkesel mi, stratejik mi? Hedefine ulaşmak için taşları kendisi döşeyen bir siyaset profesyoneli mi, yoksa siyasete veda etmeye hazırlanan bir belediye başkanı mı? Fayn Ankara muhabiri derledi.
fayn.press
Mansur Yavaş yola koyuldu
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş blöf yapmadığını gösterdi ve CHP’den istifa etti. Üstelik CHP’ye getirdiklerini de beraberinde götürerek. Uyarmıştı oysa. Dumanı üstünde tüten, “Mansur Yavaş ne istiyor?” başlıklı yazımızda anlatmıştık. Mansur Yavaş ne istiyor?Muhalefet seçmeni Mansur Yavaş’a güvenebilir mi? Erdoğan ile görüşmesinden sonra başlayan tartışmada bu soruya cevabı “hayır” olanlar var. Yavaş ne yapıyor, nereye varmaya çalışıyor? Ne istediğini çok iyi biliyor mu yoksa bir şeylerden mi kaçınıyor? Fayn Ankara muhabiri derledi.FaynFayn “Gereğini yapmaktan çekinmem” demişti. Hesap hatası yapıldığından mı, yoksa bile isteye yapılan bir hesabın sonucu mu, zaman gösterecek ama istifaya giden yolda CHP Parti Sözcüsü Müslüm Sarı kolaylaştırıcı oldu. Sarı’nın _“Hiç kimse CHP’den üstün değil… Bir belediye başkanımız, başka partinin genel başkanına ‘Bilgi verdim’ diyemez”_ açıklamasından dakikalar sonra Yavaş sözünü söyledi. Sosyal medya hesabından istifasını açıkladı. ## Müslüm Sarı’nın manidar açıklamaları Yavaş’ın istifasındaki en önemli ayrıntıya gelmeden Sarı’nın sözleri üzerinde biraz duralım. Birincisi, Sarı ile Yavaş daha önce de ‘kapışmıştı’. Sarı, CHP-YENİ Parti ayrışmasından sonra CHP’yi tercih ettiğini iddia eden bir açıklama yaptığında Yavaş tarafından yalanlanmıştı. CHP Sözcüsü o zamandan bu yana sözü döndürüp dolaştırıp sıklıkla “parti aidiyetine” getiriyordu. 23 Eylül’de CHP Genel Merkezi’nde basın mensuplarıyla buluşmasında da öyle yaptı. Aidiyet derken kastının Yavaş olup olmadığı sorulduğunda da şöyle konuştu: _“Özel olarak Mansur Yavaş’ı kast etmedim ama hiç kimse bundan azade değildir. CHP’nin kurumsal kimliği hepimizin üstünde, hepimizin önündedir. Hiç kimse CHP’den üstün değildir ve kendisini CHP’nin üstünde görmemelidir. Önümüzdeki süreçte parti aidiyetiyle ilgili faaliyetler, etkinlikler olunca bütün belediye başkanlarımızın buna katılmasını, uymasını bekleriz. Bir belediye başkanımız bir işlem yaparken, kendi genel başkanı dışında başka bir partinin genel başkanına da bilgi verdiğini söyleyemez. Bunu diyemez. CHP’nin enel Başkanı bellidir. CHP’nin belediye başkanı ise CHP genel başkanına karşı sorumluluğu olduğunu kabul edecek. Önümüzdeki günlerde bir belediye başkanları toplantısı yaptığımızda çıkacak tabloya göre ayrıca bir değerlendirme yapacağız.”_ Sarı’nın sözünü ettiği belediye başkanları toplantısından önce adeta uyarı atışı niteliğindeki ifadeleri etkisini çok kısa sürede gösterdi. Yavaş, istifa kararını tam da bu açıklama nedeniyle aldığını ayan beyan ortaya koydu. _“Daha önce, parti içinde şahsımla veya izlediğim tutumla ilgili bir rahatsızlık varsa bunun gereğini yapacağımı söylemiştim”_ dedi: _“… bugün yapılan bazı açıklamalar nedeniyle CHP üyeliğimden ayrılıyor, siyasi yoluma bağımsız olarak devam ettiğimi kamuoyunun takdirine sunuyorum.”_ Kararına neden olan açıklamayı “hadsizlik” saydığını da belirtti: _“Eğer CHP’li bir belediye başkanı olarak seçilmişsem; görev yaptığım süre boyunca partimin adına leke getirmemiş, Türkiye çapında örnek gösterilen işlere imza atmış ve bana oy veren insanların göğsünü kabartmışsam, temsil sorumluluğumu yerine getirdiğime inanıyorum. Kendimi hiçbir zaman siyasi partilerin üzerinde görmedim. Böyle bir iddiayı hadsizlik sayarım. Ancak belediye başkanlığı görevimin bana öğrettiği çok önemli bir gerçek vardır: Siyasetin tavanında birlik sağlanamadığında, millet isterse tabanda o birliği sağlayabilir. Biz bunu Ankara’da başardık.”_ ## İstifa nasıl karşılandı? CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yavaş’ın istifasına ilişkin bir açıklama yaptı ve o açıklamada önceliği Yavaş’ı CHP’ye kazandıranın kendisi olduğunu vurgulamaya verdi. Kılıçdaroğlu, Yavaş’ın “Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur” sözlerini hatırlatarak şöyle devam etti: ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 24/09/2026
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack göreve geldiğinden beri gündemde. ABD Başkanı Trump ile yakın ilişkisi, diplomatik kalıplara sığmayan yaklaşımı ve bölgedeki sıcak gelişmelere ilişkin beyanları çok tartışıldı. Son olarak İsrail’de bazı kesimler onu hedef aldı. Peki Tom Barrack kim?
fayn.press
Trump’ın büyükelçisi, İsrail’in hedefi: Tom Barrack kimdir, ne yapıyor?
> _“O, Donald Trump’ın kendisine denk gibi konuştuğunu gördüğüm tek kişi. Trump’ın en yakın arkadaşı.”_ Bu, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack için yapılmış bir tarif. Tarifi yapansa ABD’nin kıdemli ve medyatik siyasetçisi Roger Stone. ABD Başkanı Trump’ın bugün en favori büyükelçilerinden biri olduğu düşünülen Barrack ile ilişkisi, 1980’lerin sonunda Trump’ın iş insanı, Barrack’ın ise rakip firmanın avukatı olduğu dönemde başlamıştı. 2016 yılına gelindiğinde ise Trump’ın Cumhuriyetçi Parti başkan adaylığının açıklandığı etkinlikte, ondan hemen önce sahneye çıkan isim Barrack’tı: _“Burada olmamın nedeni, Donald Trump’ın 40 yıldır en yakın arkadaşlarımdan biri olmasıdır_ ” diyerek aralarındaki ilişkiyi tanımlıyordu. Barrack, Trump’ın yemin töreni komitesinin başkanlığını da üstlenerek böyle bir seçim için epey yüksek bir miktar olan 107 milyon dolarlık bağış toplamıştı. Hollywood filminin sahneleri gibi duran bu anların öncesindeki hikayedeyse, Barrack’ın Körfez ülkeleri zenginleri ve yöneticileriyle siyasi boyutu da olan ilişki ağları var, bir de milyarderler listelerine girişi… ## Osmanlı bakiyeli bir ABD rüyası _“Barış ve refah dolu bu diyarların DNA'sını paylaşmaktan dolayı büyük memnuniyet duyduğumu paylaşmak istiyorum.”_ Thomas Joseph Barrack’ın 5 Mayıs 2025’te Ankara’da göreve başladığında yaptığı bu konuşmada bahsettiği DNA, Lübnan’dan geliyor. Büyükbabası Joseph Barrack, 19. yüzyıl sonlarına doğru, o dönemde Osmanlı toprağı olan Lübnan’daki Zahle’den ABD’ye göç etmiş bir Hristiyandı. Barrack babasının da “Lübnan kökenli bir bakkal” olduğunu konuşmalarında vurguluyor ve kendisini Amerikan rüyasının canlı bir örneği olarak sunuyor. ## Körfez yöneticileriyle samimi ilişkiler 28 Nisan 1947’de Los Angeles’ta dünyaya gelen Büyükelçi, 1969'da Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde sosyoloji öğrenimini tamamladı. Sonra da yönünü hukuk eğitimine çevirdi. 1972’de San Diego Üniversitesi’nden hukuk doktorasını aldı. İlk işi, ABD’nin 37. Başkanı Richard Nixon'ın da kişisel avukatı olan Herbert W. Kalmbach'ın hukuk bürosundaydı. Ama asıl kariyerini 1970’li yıllarda Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaretler ve kurduğu ilişkiler ağıyla inşa etmeye başladı. Barrack, demeçlerinden anlaşıldığı kadarıyla, Suud Kraliyet ailesi bireyleriyle filizlenen ve özel hayatlara da yakından tanıklığı içeren bu ilişkilerini “squash arkadaşlığı” olarak betimliyor. Aradığı yüksek seviyedeki network fırsatını da bu şekilde kazandı. O şansı “ _Ofisimdeki bir yöneticinin isteğiyle yerel bir Suudi ile squash oynamaya başladım. Kim olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Meğer bu adam kralın oğullarından biriymiş. Yani ilk fırsatı yakalamamın sebebi, bin mil çapındaki alanda squash oynayabilen tek kişi olmamdı,”_ sözleriyle anlattı. O yıllarda edindiği bu arkadaşlıkların, 2020’li yıllarda ABD dış politikasının şekillenmesinde etkili olduğu da rahatlıkla söylenebilir. Körfez’in tesirli ve yetkili kişilerinin, kurumlarının kapısını açan anahtarlardan biri de evde öğrendiği Arapçası. Bununla ilgili anılarını anlatmayı da seviyor. Bu anılardan biri de, bir otobüste sohbet ettiği yaşlı bir Bedevi’nin Suudi petrol devi Aramco’nun üst düzey yöneticisi olduğunun ortaya çıkması. ## Trump ile bol sıfırlı tanışma Barrack, 1980’lerde Texas’lı milyarder Robert Bass’ın gayrimenkul şirketinde çalışırken Trump’la tanıştı. Patronuyla Trump arasındaki ticarete aracılık etti. 1988'deki dostluklarının fitilini ateşleyen görüşme Hollywood filmlerine yakışır bir sahneyle başladı. Trump o dönem açık arttırmaya çıkacağını duyduğu New York’taki Plaza Hotel’in alımını başka bir aracı aşama olmadan, direkt neticelendirmek istiyordu. Otelin sahibinin temsilcisi olan Tom Barrack’ı aradı, ofisine davet etti. Yarım saat içinde anlaşma tamamlandı, Trump otel için 410 milyon dolar ödemeyi kabul etti. O buluşmada Trump 42, Barrack 41 yaşındaydı. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 24/09/2026
Bir insanın kıyafetiyle, aşkıyla ve bedeniyle kabul görmesi için memleketin en güzel seslerinden birine sahip olması mı gerekiyor? Ölümünün 30. yılında Zeki Müren’i, etten kemikten bir insan yapan tüm çelişkileriyle hatırlamak, bugün de süren ışığının nereden geldiğini anlamak için iyi bir fırsat.
fayn.press
Güneş, gölge ve eylül: Zeki Müren’in vedası ve 30 eylül sonra düşündürdükleri
Zeki Müren 1970 yılında, “Uğur Duvağı” adını verdiği ilk mini kostümüyle Taşlık Maksim’in sahnesine çıkarken, kuliste bir pantolon bekliyor. Halktan en küçük bir tepki gelirse hemen giyilecek ve gösteri devam edecek. Ama o itiraz gelmiyor. Yıllar sonra bu mini devrimin hazırlık sürecini anlatan Müren, seyircinin reaksiyonunu tıpkı eteği gibi kısacık bir cümleyle özetliyor: “Ama halk çok tuttu.” Türkiye’nin Sanat Güneşi’nin kıyafet devriminde cesaret kadar seyircinin nabzını tutmanın da payı var. O pantolonun kuliste kalması eğlence tarihimizin küçük ama mühim zaferlerinden biri. 24 Eylül 1996’da hayata veda eden Zeki Müren’in ölümünün üzerinden tam 30 yıl geçti. Şarkıları, kostümleri, konuşması ve kendisine yakıştırılan “Sanat Güneşi ya da “Paşa” gibi unvanlarıyla hâlâ kültürel hafızamızın en sık ziyaret edilen köşelerinden birinde saltanatını sürdürüyor. Üstelik onu hiç sahnede görmemiş, yaşarken sesini duymamış kuşakların da hayatında. Bu kadar uzun süre böyle güçlü parlamak, yeninin eskiyi hızla unutturduğu bir dünyada pek az yıldıza nasip olur. Ancak bu ışıltılı miras, içinde birbiriyle çelişen pek çok farklı Zeki Müren’i ve o göz kamaştıran güneşin gölgesinde sararıp solanları da barındırıyor. Zorbalığa uğrayan gençle rakiplerinin önünü kesen assolist, erkek sevgilisine yazdığı şarkıları binlerce kişiye söyleyen âşıkla gazetelerde evlilik planlarını anlatan çapkın müzmin bekâr, minisiyle cumhurbaşkanının karşısına çıkan sanatçıyla Bülent Ersoy’a transfobik hakaretler yönelten meslektaş aynı hayatın kahramanı. Gelin, kuir Paşa’yı bu kez bütün bunları bir arada düşünerek hatırlayalım. ## Yetenek, şans, merak ve özenli çalışma 1931’de Bursa’da doğan Zeki’nin sahne merakı çocukluk oyunlarında kendini gösteriyor. Külkedisi olmak için arkadaşı Ayten’in elbiselerini giyiyor, Tarzan-Jane oynarken kurtarılmayı bekleyen Jane hep o oluyor. Ergenlik yıllarında arkadaşlarıyla sahnelediği “Erkek Kadın Olursa” oyununda ise iş bulabilmek için kadın kılığına giren bir genci canlandırıyor. Kostümün başka bir hayatın kapısını açabildiğini hayli erken keşfediyor. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 24/09/2026
6 Şubat depremlerinde 35 kişiye mezar olan Kahramanmaraş’taki Ezgi Apartmanı davasında, kolon kesmekle suçlanan Kervan Pastanesi sahipleri 8'er yıl hapis cezası alarak tahliye edildi. Sevdiklerini enkaz altında yitiren aileler mücadeleyi sürdürmekte kararlı.
fayn.press
Ezgi Apartmanı davası: “İnsanların yüzüne baka baka siyaha beyaz dediler”
6 Şubat depremlerinde Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde yıkılan Ezgi Apartmanı’nda en küçüğü 6 aylık Asude Zabun olmak üzere 35 kişi yaşamını yitirdi. Apartmanın zemin katında bulunan ve 2017 yılında yapılan tadilatta kolon kestikleri iddia edilen Kervan Pastanesi'nin yetkilileri Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel ile tadilatı organize eden iç mimar Ertan Danacı hakkında 35 kez _"olası kastla öldürme"_ ve _"olası kastla yaralama"_ , müteahhit Yakup Aktaş ile fenni mesul _(yapıyı kamu adına denetlemekle görevli olan mühendis veya mimar)_ Mehmet Tekin hakkında ise _"bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma"_ suçundan dava açıldı. 11 Eylül’de Kahramanmaraş 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel’e 8’er yıl hapis cezası verilerek tahliyelerine karar verildi. Oysa iddianamede Pekel ve Kervancıoğlu için ayrı ayrı 876 yıl 6 aya kadar hapis cezası isteniyordu. Cumhuriyet Başsavcılığı ve depremzede ailelerin tahliye kararına yaptığı itiraz, Kahramanmaraş 5. Ağır Ceza Mahkemesince reddedildi. Fenni mesul Mehmet Tekin iyi hal indiriminden yararlanarak 6 yıl 8 ay hapis cezası alırken, beş kamu görevlisi ise 4’er yıl 5’er ay hapis cezasına çarptırıldı. Davanın diğer sanıklarından iç mimar Ertan Danacı ile kamu görevlileri Mustafa Şirikçi ve Mehmet Dişçeken beraat etti. Davada 12 sanık yargılanıyordu. Sanıklardan müteahhit Yakup Aktaş yargılama sürecinde yaşamını yitirmişti. Aileler, zemin katta bulunan Kervan Pastanesi’ni 40 cm çapındaki fretli kolonu _(içi çelik yayla sarılmış dairesel taşıyıcı kolon)_ kesmekle suçluyordu. Pastane işletmecileri Sami Kervancıoğlu ile Mustafa Pekel savunmalarında kolon kesme iddialarını reddetti. İki isim işyerinde demir boruya bağlı bir merdiven bulunduğunu ve tadilat sırasında bu merdivenin kaldırıldığını öne sürdü. Mahkeme pastane sahipleri Kervancıoğlu ve Pekel’i suçlu bulsa da _“olası kasıttan”_ değil,_“bilinçli taksirden”_ ceza verdi. Ancak verilen ceza ve hapiste kaldıkları 13 ay, sevdiklerini enkazın altında yitirenlerin acısını hafifletmeye yetmedi. ## Yaklaşık iki yıl boyunca firar ettiler Depremin ardından haklarında yakalama kararı verilen Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel uzun süre bulunamadı. İki isim yaklaşık iki yıl sonra, 14 Ağustos 2025’te Ankara’da saklandıkları lüks bir villada yakalandı. Kervancıoğlu ve Pekel’in saklandığı 7 bin metrekarelik arazisi olan lüks villanın, eski AK Parti Antalya Milletvekili Hüseyin Samani’nin damadı Cengiz Gökay’a ait olduğu haberlere yansımıştı. Kahramanmaraş’a götürülen iki sanık ifade işlemlerinin ardından aynı gün tutuklanarak cezaevine gönderildi. Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel ## Enkaz başında delil nöbeti Nurgül Göksu depremde oğlu Ahmet Can, gelini Nesibe Kaya ve torunu Asude Zabun’u kaybetti. İstanbul’da yaşayan Göksu, depremden sonra Kahramanmaraş’a giderek yıkılan Ezgi Apartmanı’nın enkazında nöbete başladı. 12 gün boyunca delil topladı, bunları kayıt altına aldı. Göksu’nun pastanenin yaptığı izinsiz değişikliklere dair enkaz alanında bulduğu kanıtlar dava dosyasına girdi. 3,5 yıldır çocukları için adalet mücadelesi yürüten Göksu, Kervancıoğlu ve Pekel’e tahliye kararı çıkmasının ardından sinir krizi geçirdi. _Fayn_ ’a konuşan Nurgül Göksu günlerdir kendine gelemediğini, hastanede tedavi gördüğünü anlattı. Göksu bu karardan dönülünceye kadar elinden gelen her şeyi yapacağını söylüyor. Sanıklar Sami Kervancıoğlu, Mustafa Pekel ve Ertan Danacı’nın tutuklanmasını talep eden Göksu, _“Benim çocuklarım benim için kıymetliydi. Ben bu ülkenin vatandaşıyım. Mahkeme heyeti dosyaya henüz çok yeni katılmıştı. Yargılamanın başladığı tarihten itibaren dosyaya kaç tane delil ekledim ben. 3,5 yıldır mücadele ediyorum. Böyle bir kararı kabul etmem mümkün değil,”_ diyor. Göksu, mücadelesine devam edeceğini şu sözlerle anlatıyor: > _“Bizim iddianamemiz ‘olası kast’ suçlamasıyla hazırlandı. 3,5 yıldır sanıkları ve tanıkları dinleyen savcılık makamı mütalaasını olası kast var diyerek sundu. Siz dosyaya atanacaksınız, bu dosyada 8 yıl ceza ve tahliye kararı vereceksiniz. Evladımı yetiştirmek için 30 yılımı verdim, gerekirse bir 30 yıl da onun adaleti için mücadele ederim. Yol uzun, yol taşlarla döşeli ama bu anne adalet mücadelesinden asla vazgeçmeyecek.”_ Nurgül Göksu depremde oğlu Ahmet Can, gelini Nesibe Kaya ve torunu Asude Zabun’u kaybetti. ## “Karar belki de daha öncesinde hazırdı” 37 kişinin yaşadığı Ezgi Apartmanı’ndan sağ olarak çıkabilen yalnızca iki kişi oldu: Baba Mulla Kenger ve oğlu Mesut Kenger. 52 yaşındaki anne Yüksel Kenger ise yaşamını yitirdi. Aile binada 23 yıldır yaşadığı ve baba Kenger apartman görevlisi olduğu için yaşanan tüm değişimlere tanıklık ettiler. Mesut Kenger’in anlatımına göre, Kahramanmaraş’ta çok sayıda şubesi olan Kervan Pastanesi 2003 yılında Ezgi Apartmanı’nın zemin katında bir şube daha açtı. 2017 yılında ise ağır bir tadilata başladılar. Kenger’in iddiasına göre giriş kat ile asma kat arasındaki taşıyıcı kolon, perde betonlar, kirişler ve tabliyeler bu tadilat sırasında kesildi. Kenger, yapılan değişiklikleri şöyle anlatıyor: > _“Pergola sistemi yapıldı, dükkanın içi genişletildi. Diğer bölümdeki binanın bağımsız bir bölümündeki dükkanı satın alıp birleştirdiler. Üst katla alt kat bağlantısı için servis asansörü yaptılar arkaya. Biz bu konuda zaten o dönem de şikayetçiydik hem gürültüden hem de iç tadilatların binaya zarar vereceğinden dolayı. Ama o zaman şikayetlerimize karşın bir şey olmadı. Çünkü o dönem deprem konusu bu kadar gündemde değildi. Zaten 2017 yılından sonraki depremlerde bina daha çok sallanmaya başladı. Mesela Pazarcık'ta deprem oluyordu, bina aşırı derecede sallanıyordu.”_ Kenger’in anlatımına göre, 2021 yılında doğalgaz sistemine geçmek istedikleri için kontrole gelen firma yetkilileri binanın taşıyıcı sistemlerinde hasar olduğunu söyleyerek _“Bu durumu belediyeye bildirin, gereken işlem yapılsın, öyle yapalım doğalgaz işlemini,”_ dedi. Bunun üzerine bina sakinleri 6 Şubat depreminden 1,5 yıl önce belediyeye dilekçe vererek binanın kontrol edilmesini istedi. Belediyeden gelen yanıtta, _“Projeye aykırı bir duruma rastlanılmadı,”_ denildi. fayn'a abone olun ​​Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi şuraya alalım. KTÜ’nün bilirkişi raporunda yapılan asansör ve açılan deliklere dair fotoğraflara yer verildi. Kenger, 6 Şubat 2023’teki deprem anını ise şöyle anlatıyor: > _“Bina 6’ncı, 7’nci, belki 10’uncu saniyeye kadar sallandı. Ondan sonra bir anda Kervan Pastanesi'nin olduğu tarafa doğru yıkıldı. Enkaz içinde kaldık. Bina ikiye katlandı, ortadan kırıldı. Bizim olduğumuz bölüm biraz açıkta kaldı. Annem vefat etti, babam salonda olduğu için kurtuldu. Ben de tabliye ile kendi yatağımın arasına sıkıştım, babam beni elleriyle çıkardı. Sonrasında herkese söyledik. Arama kurtarma ekiplerine, gelen aile yakınlarına: Bakın dedik, ‘Bu binada kolon kesildi, perde beton kesildi, bina o yüzden yıkıldı.’ Bina sağlamdı yoksa."_ Kenger, _“Çevremizdeki binalarda en ufak dahi hasar yoktu”_ diyor ve ekliyor: > “ _Yan binaya bizim bina vurmuş, ona rağmen ayakta kaldı. Her ne hikmetse bizim mahallede iki tane bina yıkılıyor. Biri bizimki, diğerinin altında da fırın var, onun da uzun süredir bir davası var. Bunlar dışında hasar alan bina çok az, can kaybı yok. Mahalledeki binalar zaten hemen hemen aynı dönemlerde yapılmış. 20 senelik, 30 senelik binalar.”_ Kenger karara çok şaşırdıklarını söyleyerek şöyle noktalıyor sözlerini: > “ _İnanılmaz derecede yanlı bir karar. Belki de daha öncesinden hazırdı. Biz sanki formalite icabı beyanlarımızı sunduk yeni hakime.”_ Yüksel Kenger ## “Çok kişiyi tehdit ettiler” Ezgi Apartmanı’nın 1996 yılında başlayan inşaatının tamamlanmasının ardından 1999 yılında apartman görevlisi olarak işe başlayan Mulla Kenger ise 2017’de yapılan tadilatta kirişin, kolonun ve perde betonun kesildiğine bizzat kendisinin tanıklık ettiğini söylüyor. Kenger, “ _Gözümle gördüm, canlı şahidim. Öncesinde binamızda hiçbir sıkıntımız yoktu, şikayetimiz de yoktu. ‘Bunları niye böyle yapıyorsunuz? Şikayet ederiz’ dedim. Beni o zaman tehdit ettiler. Aşırı derecede varlıklı ve zenginler. Çok kişiye sus payı da verdiler. Bazılarını susturmak için tehdit ettiler. Hatta bana konuşmamam için ev teklifi bile sundular. Ama bizim şahitliğimiz kabul olmadı ki cezaevinden çıktılar. Ben garibanım ya, biz fakiriz ya. Bize inanmazlar,”_ ifadelerini kullanıyor. Uykun Ailesi ## “İnsanların yüzüne baka baka siyaha beyaz dediler” Merve Akbulut ise halası Elif, eniştesi Mahmut ve kuzenleri Toprak Çınar ile Yağmur Nisa Uykun’u yitirdi Ezgi Apartmanı’nda. Akbulut depremi duyunca arama kurtarma ekibiyle enkaza gittiğini söylüyor ve gördüğü tabloyu şöyle anlatıyor: > _“Halam salonun ve girişteki holdeki halının arasındaydı. Yani kitap gibi katlanmış bina. İçine doğru çökmüş. Bina yan yatarak veya sağa sola kırılarak değil; tam aksine içeriye doğru katlanarak ve altüst olarak yıkılmış. Örneğin; halamın yatak odası arka sağ köşedeydi ancak kendisi tam çapraz noktadan çıkarıldı._ > _Çünkü bina, altındaki pastanenin kesilen kolonunun bulunduğu tarafa doğru sanki bir girdaba kapılmışçasına içeri çekilerek çöktü. Binanın kenarları ve ön tarafı merkeze doğru toplanıp içeri katlandı. Yani kolonların kesildiği, yapının zayıflayıp kırıldığı noktaya doğru büzülerek çöken bir binadan bahsediyoruz._ > _Bu çöküş nedeniyle en üst katta bulunması gereken kişiler 3. katta çıktı, üzerleri açıldı. Bina yıkılırken çok fazla çalkalandığı ve bir girdap gibi döne döne içeri çöktüğü için insanlara ulaşmak neredeyse imkânsız hâle geldi. Halam en üst kattaydı fakat ancak 3. günde, üzerindeki birkaç kat kaldırıldıktan sonra cenazesine ulaşılabildi.”_ Akbulut da mahkemenin kararına tepkisini şu sözlerle dile getiriyor: > _“Böyle bir felakete ve 35 insanın ölümüne sebep olan kişilere nasıl bu ceza verilebilir? Hâlâ şaşkınlık içindeyiz; burada çok büyük bir adaletsizlik var. Bu rezilliğin bütün dünyaya duyurulması gerekiyor. Bu adamlar suçlu, bu adamlar taşıyıcıları kestiler. Yani binanın dayanıklılığını tamamen bitirdiler. Gerçekten bu bir hukuk garabetidir. Bu kararla insanların yüzüne baka baka siyaha beyaz dediler.”_ Merve Akbulut’un depremin ardından paylaştığı videoda da Mesut Kenger’in anlatımında olduğu gibi Ezgi Apartmanı’nın çevresindeki binaların ayakta olduğu görülüyordu. ## “Şaibe olduğunu düşünüyoruz” Dosyanın avukatlarından Ömer Gödeoğlu’na göre mahkemenin kararı tarihe kara bir leke olarak geçti. Kararı değerlendiren Gödeoğlu, “ _Çok farklı bir ceza anlayışına gitti mahkeme heyeti. Maraş'taki diğer deprem dosyalarına baktığımızda fenni mesul ve müteahhidin aldığı cezalar 12-13 yıl bandında. Ve en trajik olan da şu; ben 15 yıllık avukatım, hayatım boyunca heyetin kararı okuduktan sonra kaçarak gittiğini hiç görmedim mahkeme salonundan. İlk defa şahit oldum. Kararı okudular, tahliye dediler, ondan sonra kaçarak uzaklaştılar. Zaten polis koridoru vardı önlerinde. Bence kararın arkasında duramayacakları için kaçarak gittiler”_ ifadelerini kullandı. Gödeoğlu mahkemeye sunulan bazı bilirkişi raporlarını eleştirerek şaibe iddiasında bulundu: > _“Taşıyıcı perde betonda, fretli kolonda tahribat yapacaksın, yani bunu 7 yaşındaki çocuğa sorsanız ‘bina yıkılır’ der ama koskoca bilirkişiler artık her ne hikmetse buna ‘yıkılmaz’ diyor. Mahkemeye de şunu söyledik; biz burada şaibe olduğunu düşünüyoruz. Biz bu kararın bozulacağına inanıyoruz. Başkan ve üyeler hakkında da HSK'ya şikayette bulunacağız.”_ KTÜ raporu ## Bilirkişi raporları ne diyor? Dosyada Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ), Pamukkale Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve Ortadoğu Teknik Üniversiteleri’nden (ODTÜ) alınan bilirkişi raporları bulunuyor. Soruşturma aşamasında dosyaya giren ve KTÜ öğretim üyeleri tarafından hazırlanan Nihai Bilirkişi Raporu’nda, müteahhit ve fenni mesul ile pastanede yapılan tadilatlardan sorumlu kişiler asli kusurlu; belediyenin yapı ruhsatlarında proje kontrollerinden sorumlu kişiler, yapı kontrol birimi ve yapı kullanma izin belgesi düzenlenmeden önce binayı kontrol etmekle görevli kişiler tali kusurlu gösterildi. Raporda, kesildiği belirtilen kolona ilişkin ise, _“Dosyadaki fotoğraflar incelendiğinde fretli kolonun ve donatılarının kesildiği kanaatine varılmıştır,”_ ifadeleri yer aldı. Pamukkale Üniversitesi tarafından hazırlanan raporda da, pastane işletmecilerinin binanın taşıyıcı sistemine doğrudan müdahale gerçekleştirdikleri belirtilerek asli kusurlu oldukları belirtildi. İstanbul Üniversitesi heyetinin raporu ise kesilen kolonun taşıyıcı olmadığı, yan taraftaki perde duvarın müteahhit tarafından kesildiği, çatı kata ek yapıldığı, projeye aykırılıklar olduğu ve binanın tasarımındaki rijitlik merkezi hatalarının depreme karşı dayanıklılığı etkilediği yönünde. Söz konusu raporda, Kervancıoğlu ve Pekel’in yıkıma neden olabilecek herhangi bir kusurunun olmadığı belirtilirken bir tek müteahhit Yakup Aktaş asli kusurlu bulundu. Karadeniz Teknik Üniversitesi ile İstanbul Üniversitesi raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi için ODTÜ'den yeni bir heyet oluşturuldu. Bu rapor da Haziran 2025'te dosyaya girdi. ODTÜ'den gelen beş kişilik bilirkişi heyetinden dört kişi, pastane tadilatının binanın yıkımına etkisi olmadığını belirtti. Dava dosyasına giren ODTÜ Bilirkişi Heyeti Raporu’nda, Kervan Pastanesi tarafından kesildiği iddia edilen 40 cm çapındaki fretli betonarme kolon, yapının ana taşıyıcı sistem elemanı olarak değerlendirilmedi. Raporun 81. sayfasında yer alan tespitte, söz konusu kolonun üst katlarda devam etmediği, bir aks sistemine oturmadığı ve binanın düşey/yatay deprem yüklerine karşı bir katkısının bulunmadığı aktarıldı. Hazırlanan simülasyonda kolonun kesilmesinin "yapının sismik performansı ile yapısal güvenliği ve göçmesinde herhangi bir etkisinin olmadığı" sonucuna varıldı. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin ve tüm içeriklerimize sınırsız erişin. Abonelik seçeneklerini inceleyin_****.****_
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 24/09/2026
Faili meçhul bir cinayetin dosyası yıllar sonra yeniden açıldığında bu, aileler için ne anlama gelir? Acının artık yalnız bırakılmadığı umudu doğar mı? Şengül Hablemitoğlu; faili meçhuller, geride kalanlar ve ulaşılamayan adalet hakkında yazdı.
fayn.press
Bir dosya yıllar sonra yeniden açıldığında…
Yakın zamanda Türkiye’de yıllardır faili meçhul olarak kalan bazı dosyaların yeniden ele alınacağını duyduk. Buna dair görüşmelere de tanıklık ettik. Şunu söylemeden geçemeyeceğim; ilk anda, benim kulağıma bu adaletle ilgili bir gelişme olarak gelmedi. Çünkü benim için “yeniden açılan dosya/soruşturma” ifadesinin karşılığı bambaşka: Yitip giden bir hayat. O hayatın etrafında kurulmuş başka hayatlar. Ve yıllarca cevapsız bırakılmış sorular… Bunları görmezden gelerek o dosyalara bakamazsınız. Necip Hablemitoğlu öldürüldüğünde 18 Aralık 2002 idi. Onun öldürülmesine ilişkin soruşturma 15 yıl, dava ise 20 yıl sonra başlayabildi ve hâlâ devam ediyor. Bu süreci salt adaletin gecikmesi olarak değerlendiremeyiz. Çünkü hukukun işlemesi ve soruşturma için geçen zamanla yas tutan insanlar için geçen zaman bir olmuyor. Bir dosya yıllar sonra yeniden açılabilir. Deliller yeniden incelenebilir. Bazı tanıklar, o da eğer hâlâ yaşıyorlarsa, yeniden dinlenebilir. Ancak geride kalanlar 20-30 yıl önceki yerlerine dönemezler. Çocuklar büyür. Anne babalar yaşlanır, hatta yaşamlarını kaybederler. Hayatlar yeniden kurulur. Aileler kayıpla yaşamayı öğrenmek için türlü yollar bulmuşken bir gün bir bakarsınız ki bir haber gelir, _“Komisyonlar kurduk bu cinayetler aydınlatılacak”_ denir. Pek de iddialı, siyaseten de yüksek bir amaç(!), ancak acınız küllendiği yerden çıkıp bugününüzü kuşatıverir. Kaybettiğiniz umudu dürten, umutsuzca umutlandıran bir yere çekilirsiniz. Yıllar sonra başlayan bir soruşturmanın bizde uyandırdığı duygu budur. Umutsuz bir umut, umutla korku, rahatlamayla öfke, heyecanla _(başka bir sözcük bulabilsem heyecan demezdim, tuhaf, adsız bir kıpırdanma)_ hayal kırıklığından yorulmuş ruhumuzda bir güvensizlik; hepsi yan yana. Neden mi? Çünkü iki ihtimalle bakarsınız bu duruma; _“Belki bu kez öğreneceğiz”_ ve _“Yine hiçbir şey öğrenemezsek?”_ ## Adaletin gecikmesinin duygusal bir bedeli var Faili meçhul bir cinayette yalnızca sevdiğimiz insanı kaybetmiyoruz. Ne olduğunu bilme hakkımız elimizden alındığı gibi, failin kim olduğu ve yaşananın kamusal olarak tanınması da yıllarca karanlıkta kalıyor. Bu nedenle böyle kayıplarda belirsizlik, yasın çevresinde hakikatle bağımızı koparan kalın bir duvar örüyor. O duvarın ardında ölümün kesinliğini biliyoruz, ama ölümün etrafındaki hikâyeyi asla öğrenemiyoruz. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000
Fayn @feed.fayn.press.ap.brid.gy · 24/09/2026
1526’daki Mohaç yenilgisi Macar tarihinin en büyük travmalarından biri olsa da Zigetvar’daki Dostluk Parkı’nda Kanuni Sultan Süleyman’ın heykeli yükseliyor. Heykel 30 yıldan fazla süredir orada ama tartışmalar yeni: Bir ülke, kendi sonunu getiren imparatorun heykelini, kendi topraklarına dikmeli mi?
fayn.press
Mohaç Meydan Muharebesi 500 yıl sonra Macaristan’ı neden karıştırdı?
Bir ülke, egemen devletini Ortaçağ’da sona erdiren bir başka ülkenin imparatorunun heykelini, hangi amaçla olursa olsun, özgür iradesiyle kendi topraklarında dikebilir mi? Ya da dikmeli mi? İşte Mohaç Meydan Muharebesi’nin 500. yıldönümünde Macaristan’da tartışılmaya başlanan konu bu. Çünkü 1526’da Osmanlı ordularının önündeki yolu Viyana kapılarına kadar açan Mohaç Meydan Muharebesi’nin muzaffer komutanı, dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın büstü 1994 yılından bu yana Macaristan’ın Zigetvar şehrindeki Macar Türk Dostluk Parkı’nda ziyaretçilerini selamlıyor. Peki neden 30 yılı aşkın süredir parkta bulunan heykel şimdilerde yeniden gündemde? Sebep, hem bazı tarihçilerin birtakım yeni iddiaları hem de Orban sonrası Macaristan’da yön değiştiren siyasi rüzgarın yeni tarih anlayışı… ## Bu büst neden dikildi? Avrupa’yı ikiye bölen Demir Perde’nin yıkılmasının, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde serbest seçimlerle kendi ulusal iradelerini temsil eden hükümetlerin işbaşına gelmesinin ardından Macaristan ve Türkiye arasındaki ilişkiler hızla düzelmeye başladı. Ansızın tekrar bağımsızlığına kavuşan Macaristan, özellikle NATO’ya katılabilmek için uluslararası platformlarda kendine destek olabilecek bir dost ülke arıyordu. Türkiye’de ise sağ siyasetin güçlü ismi Süleyman Demirel cumhurbaşkanıydı ve Tansu Çiller başbakanlığında bir koalisyon hükümeti de ülkeyi yönetiyordu. Yani Macaristan’la bu yakınlaşma siyasi olarak da denk düşmüştü. Heykel fikrinin kim tarafından ve ne zaman ortaya atıldığını tarihin sis perdesinin gerisinde kaldığı için artık bilemiyoruz. Ama bilinen gerçek şu: 1994 yılında, yani Kanuni Sultan Süleyman’ın doğumunun 500. yıldönümünde, Güney Macaristan’daki Zigetvar şehrine çok yakın Csertö mezrasında oluşturulan Macar Türk Dostluk Parkı, söz konusu heykelle birlikte Macar Cumhurbaşkanı Arpad Göncz ile Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından barış ve dostluk mesajlarıyla açıldı. ### This post is for subscribers only Become a member to get access to all content Subscribe now
000