evrensel.net
INRAIL Projesi: Faturayı halk ödeyecek, kârı sermaye toplayacak
İstanbul ve Kocaeli’nin kuzeyini birleştirerek Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçecek olan İstanbul Kuzey Demiryolu geçişi projesi (INRAIL) için hazırlanan resmi raporlar, devasa altyapı yatırımının perde arkasını gözler önüne seriyor. Hazırlanan ÇED (Çevresel ve sosyal etki değerlendirmesi - projenin doğaya ve insana etkilerini bilimsel olarak ölçen rapor) raporlarına göre, İstanbul’un içme suyu kaynakları ve Kuzey Ormanları ciddi bir çevresel yıkım riskiyle karşı karşıya. Projenin asıl kazananının ise Avrupa’ya kesintisiz ve ucuz mal taşımak isteyen lojistik şirketleri ile büyük sanayi patronları olacağı verilerle ortada.
Mali fatura: 8.1 milyar dolarlık uluslararası kredi
Kocaeli’nin Çayırova ilçesinden başlayarak İstanbul’un Çatalca ilçesine kadar uzanacak olan yaklaşık 127 kilometrelik bu çift hatlı demir yolunun devasa bir maliyeti bulunuyor. Raporlara göre, vergiler ve beklenmedik giderler dahil projenin toplam maliyeti 8.1 milyar ABD doları olarak hesaplanıyor. Bu dev bütçe, başta Dünya Bankası - Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) olmak üzere uluslararası sermaye kuruluşlarından alınacak kredilerle karşılanacak. Türkiye’nin borç hanesine yazılacak olan bu kredi, uzun vadede kamu kaynaklarıyla ödenecek devasa bir finansal yük anlamına geliyor.
İstanbul’un suyu ve ekosistemi devasa şantiye alanı
Projenin neredeyse yarısı, tam 58.4 kilometrelik kısmı (Toplam hattın yüzde 47’si) 25 adet tünel ile yer altından geçecek. Bu tünellerin inşasında kullanılacak olan 5 adet TBM (tünel açma makinesi-yer altı matkapları) ve 20 noktada uygulanacak NATM (yeni Avusturya tünel açma yöntemi - kontrollü patlatma ve kazı tekniği) işlemleri, bölgedeki yer altı su dengesini temelden sarsma riski taşıyor. Kazılar sırasında akiferlerin (yer altı sularını depolayan ve ileten geçirimli jeolojik katmanlar) zarar görmesi ve su seviyelerinin düşmesi bekleniyor.
Proje güzergahı, İstanbul’un can damarı olan Ömerli ve Büyükçekmece Barajlarının rezervuar (su toplama havzası) alanlarını doğrudan kesiyor. Alibey ve Sazlıdere barajları ise projenin uzun mesafeli koruma alanları içinde kalıyor. Güzergah boyunca tam 114 adet akarsudan geçilecek olması, şantiye atık sularının ve kimyasal sızıntıların bu tatlı su kaynaklarına karışma tehlikesini resmi belgelerde “Önemli” risk seviyesine taşıyor. Üstelik kazılardan çıkacak olan 30 milyon metreküplük devasa hafriyatın sadece onda biri yeniden kullanılabilecek; geri kalan milyonlarca ton toprak Kuzey Ormanları içindeki İSTAÇ döküm sahalarına yığılarak ekosistemi boğacak.
Köyler ve yerel üretici kamulaştırma kıskacında
Projenin faturası sadece doğaya değil, güzergah üzerindeki bölge halkına da kesiliyor. Hazırlanan yeniden yerleşim çerçevesi raporuna göre, proje koridoru tam 53 yerleşim birimiyle doğrudan temas ediyor. Toplamda 296 hektarlık (yaklaşık 400 futbol sahası büyüklüğünde) bir alan proje için kullanılacak. Bu süreçte en büyük darbeyi, bölgede tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan yerel köylüler yiyecek. Tahmini olarak 100 tarım arazisi, 10 konut ve 10 ticari işletme istimlak edilecek. Raporlara göre, meraların demir yolu hattıyla bölünmesi, kırsal yaşamın bel kemiği olan hayvancılık faaliyetlerini sekteye uğratacak.
Asıl kazananlar: Lojistik tekelleri ve sanayi patronları
Halkın ve doğanın omuzlarına yüklenen bu ağır maliyetin ve risklerin karşılığında asıl faydayı sağlayacak olanlar ise raporlarda şeffaf bir şekilde ortaya çıkıyor. Projenin ana amacı, Trans-Hazar Orta Koridoru (Çin’den başlayıp Orta Asya ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan küresel ticaret yolu) üzerindeki en büyük darboğazı aşmak. Mevcut durumda yük trenleri, Marmaray tüp geçidinden gündüzleri yolcu taşımacılığı yapıldığı için sadece gece kısıtlı saatlerde geçebiliyor. INRAIL projesi ile bu engel kalkacak.
Kocaeli, Gebze ve Tuzla bölgesindeki OSB’ler doğrudan ve kesintisiz bir şekilde Avrupa’ya bağlanacak. Tek bir elektrikli yük treninin 20 adet ağır vasıtanın (tır ve kamyon) taşıdığı yükü tek seferde taşıyacak olması, sanayicilerin ve lojistik firmalarının nakliye maliyetlerini olağanüstü oranlarda düşürecek. Ayrıca, İstanbul Havalimanı ile Sabiha Gökçen Havalimanının yüksek hızlı tren ağıyla birbirine bağlanması, hava yolu şirketlerine ve havalimanı işletmecilerine milyarlarca dolarlık yeni bir ticari avantaj sunacak.
Milyarlarca dolarlık borcun ve çevresel tahribatın halkın sırtına yüklendiği bu projenin, küresel ticaret ağları ve büyük sermaye sahipleri için inşa edildiği açıkça ortada.